Yer korkutucu

Kırmızı Oda

2020.10.05 18:06 ArsenicW Kırmızı Oda

Bir başka yarındı bugüne uyandığı. Çalar saatin o’nda takılı kalması, durdurmuştu on’da zamanı. Susturmuştu odanın duvarlarında yaşamakta olan haykırışları, her biri başka bir insanın yankısı, başka bir geleceğin sanrısıydı. Hazırlamalıydı kendini, ‘’Bugün büyük gün!’’ diyerek kaldırmalıydı bedenini ve çeki düzen verilmiş olmalıydı hisleri. Histeri bir şekilde de olsa terketmeliydi kimliği, bu kez başka biriymiş gibi davranmalı, uzaklaşmalıydı. Gandhi’nin öldüğü sene, Polaroid çıkartırken ilk şip şak makinesini, bunun bir mucize olduğunu tekrardan yinelemeliydi dudakları; tarihte ilk kez bir kamera, fotoğrafları anında basabiliyor, yakalıyordu zamanın ritmini, unutmana izin vermiyordu ne de olsa her şeyi. Sağ omzunu dolabın yanındaki odaya çevirdiğinde çehresi; koyu perdelerin içerisinden sızmayan parıltı, gölgelendiriyordu her bir kareyi, odanın kapısı altından vuruyordu loş ışığın rengi:
Kırmızıydı, kızıla çalan, çatlamış bir dalga boyu; akıyordu anılarından, pıhtılaşıyordu odada ve yıkanıyordu günahlarla. Küçük yaşta başlamıştı kana olan susamışlığın ızrarı aslında. Cumhuriyet Köprüsü’nün epey uzağında, Tavşantepe’de atılan adımlar yoruyordu yokuş yukarı. Küçük adımları vardı kadının; sırtını örten saçlarından salınan güneşin parlaklığı ve hayaller kurduracak kadar gerçek bir gülümsemenin hatları. Göz kapaklarında saklanan ışığın sokakları aydınlatması ve dağıtıyor olmasıydı karanlığı. Cennet ve cehennemi aynı anda yaşatan varlığı ve inançsız bir kimse için Tanrı’nın ispatı gibiydi getirdiği baharı. Yalnız hep kıştı onun için hayatı ve kıyısında yer alıyordu bir dehlizin, uzuyordu gözlerinde.
Aralandığında kapakları o günde, ‘’Değiştim,’’ diyerek uzanıyordu öğütülmüş kahve çekirdeklerine. O esnada duvardaki rafların en ulaşılmaz köşesinde, George Dickel bakıyordu şişeden, kömür filtrelerinden dökülüyordu Tennessee nehrine. Bir kez göz göze gelmelerinin ardından, çevirdi başını pencereye ve eline aldığı fincanı götürdü dudaklarına yeniden. Sıhhiye metrosu geçiyordu; raylardaki titreşim sarsıyordu daireyi, dün uyandığında Maltepe peronları çarpıyorken gözüne, kapalı bir hava, bulutlu bir gök yüz sıkmıştı elini tanışmak istercesine, dercesine idi bu yüzden tüm gelgitler. Yirmi dokuzunca ayetinde o surenin, birlikteydi kadının adı ve o eşsiz gürültüsüyle gökler. Galena kutusunda yer alan neşter ve yanı sıra bisturi uçları zeminde. ‘’Ardımda bırakmamalıyım,’’ dedi öncesinde, bir gece ötesinde gördüğü rüyayı aklına getirdiğinde, o kapının açılmaması gerektiğini biliyordu içten. Nevroz sarıyorken kaygıları, sahnelendi zihninde en köhne köşeye bırakılmış rüyanın kalıntıları. Bir hıçkırık sesine uyanıyordu üçü geçtiğinde yelkovan ve akrep yeni tamamlıyordu zodyağı. Vega boğulurken eflatuna, kaldırıyordu bedenini yatağı, yaklaşıyordu yüzü tavana, çevrilmiyordu sağa ya da sola. Kırmızı odanın eşiğinden, çürümüş et kokusuyla beraber akıyordu kanlar. Hıçkırık sesi bir uğultu halini almıştı o an; bir kaç yıl önce kaybettiği teyzesi, babası ve halası gelmişti aklına. Sadece biri olsa da gözyaşlarında, başka bir boyuttan yardım alabileceğini düşünmüş olabilirdi bakıldığında. Kıpırdayamıyordu, bir halatla bağlanmış gibiydi limana, havada asılı duran bedeni hareket edemiyordu. Bir güç çevirerek yüzünü, bir yanardağdan yayılan lavlar gibi ilerleyen kanın koyuluğuna bakmasını istiyordu. O esnada boynundaki kıkırdak dokunun sesini dahi hissetmişti, bir reçel kavanozunun döndürülerek açılıyor olmasındaki tınıya benzerdi. Bir kaç amperdi, vücudundaki akımın şiddeti, içindeki korku ile büyüyor, büyüdükçe de küçülüyordu gözleri, bakmak istemiyordu daha fazla. Aynı güç buna da engel olmalıydı ki, pıhtılaşmış kan yükselerek bir yüz halini alıyor ve gözlerini ayıramıyordu ondan. Tanıdıktı adam; belirmekte olan sima yabancı değildi asla. ‘’Seni tanıyorum,’’ demeye kalkıştığında, henüz çözünmemişti dudakları ve gürültü eşliğinde yerçekimi çalışmaya başlamış, düşmüş, kapaklanmıştı yüzü koyun halıya, kan banyosundan farksızdı dört duvar. Ayağa kalkmak istemişti, zemin o kadar kaygan olmalıydı ki, yalnız birkaç başarısız girişimdi denediği. Esnemekteydi kemikleri, bir epilepsi hastası gibi gerilmekte olan vücudu, sersemletmişti hisleri. Difteri olmuşçasına güçlük çekiyordu yutkunmakta ve lenf bezleri şişkin, konuşamıyordu asla. Çıkmalıydı kabustan; bu eski yapıdaki apartman dairesinden çıkmanın tek yolu koridora açılan kapı olmasına rağmen, kırmızı oda aralanıyordu o esnada, artıyordu çığlıklar zihninin kalabalık ortamlarında. Bir bütün halini alan kan parçacıkları, gördüğü sima dışında bir bedene bürünüyordu o an. Uyanmalıydı; vitrinin üzerindeki ayna yere düştüğünde irkildi önce, kesik bir parçayı eline aldığında ise aklını kaybedecek gibi hissetti kendisini göremeyince. Ardında yükselen bir beden ve aynada gördüğü bir başkası, ona ait olan hiçbir şey yoktu o rüyada, başka bir aklın çıkmazı olmalıydı bu yansıma.
Çıkardı, attı o geceyi kafasından; bisturi parçalarını toparladı önce, özenle yerleştirdi kutusuna. Düzenledi nevresim takımını ardında ve kırmızı odanın asma kilitini kontrol etti tekrardan. Amerikan mutfağın üzerinde yer alan fincan ve kupaları yerleştirdi yerine ve koridora açılan kapıya dokunduğunda, son kez baktı geriye. Her şey tamamdı, çıkardı bedenini daireden ve uzandı güneşin yakıcı nefesine.
Ardında anahtarlar temas etti kapının kilidine, aralandı geceye, içeri uzandı adamın bedeni ve sert bir biçimde kapattı kapıyı. George Dickel’ı aradı gözleri, bulduğunda bir kadeh, kullanmayı bile düşünmedi. Acılığı hissetti içinde, yanmayı; yakılmayı düşledi ertesinde, toprağın üzerine örtülmesinden, yavaşça çürüyecek olmasındansa, alevin maviliğinde parlamalı, erimeliydi. Tükeniş bir okyanusun derinliğinde olsa da, boğulmaktansa ateşlerin içerisinde olmayı yeğledi. Gözleri aradı neşteri, bulamıyorsa da nereye koyduğunu, aramak için onu üşendi. Bakındı etraflıca, ‘’Ay bu gece daha parlak,’’ diyerek kapattı perdeyi, pencerenin eşiğinden ise rüzgar fısıldıyordu adeta ve rahatsız ediyordu düşünceleri. Düşleri bir yandan, düşledi kadını o anda. Asma kilide takıldı gözleri, ‘’Garip şeyler oluyor,’’ diyerek kaldırdı bedenini, birkaç uğraş ile açmayı denedi. Luka yedide bahsedilirdi ve dirilmişti biri, Ra’d suresinde de anlatıyordu diyerek, kadının anahtarı nereye koyabileceğini düşündü sesli, bir sinir harbinin ötesinde, kadının bu denli grift olmasınaydı sözleri. Özveri, özünde sahip olduğu bir nitelik değildi, kaçışların ve tembelliğin izlerini taşırdı adamın zihni. Gizli de değildi; kırmızı odanın içerisinde yer alan ilahi gücü hissetmişti. Bir yaşamı ellerinde tutuyor olmak, önce Tanrı’yı yaratmak ve ardında yok etmek hepsini. Göz kapağının üzerinden beyne ulaşarak, söküp çıkarmak ilahi kudreti, fikirleri ve kimliği. Limbik lobun içerisinde yer alan tüm o zayıflığı köreltmek ertesi. Bu yüzden açılmalıydı o kapı ve bu sebeple bulmalıydı anahtarı. İlk doğduğu gece canlanırken zihninde, asla vazgeçmemeli, bırakmamalıydı doğuşları.
Şahit olmuştu; bir Ekim gecesinde ıssızdı sokağı, yanmıyordu lambaları ve ıslaktı kaldırımları. Siyah puantiyeli eteğin üzerinden, tunik bir gömlek salınıyordu adamın. Kaçınıyordu sorulardan; yanında otuzlarında bir genç, gecelerin ne denli korkutucu olduğundan bahsediyordu ona. O sıra, evin hemen sokağın sonunda olduğunu belirtmiş ve bir kahve eşlik edebilir demişti akşama. Üç ya da dört damlaydı fincanda; en geç beş dakika içerisinde gencin gözleri derin bir uykyuya dalacak ve açılmayacaktı bir daha.
Kırmızı oda; birkaç metrekare içerisine sığdırılmış dünyalar, fotoğralar ve anılar. Fırınlanmış gürgen ağacı ve pas tutmayan krom, çelik ayakları. Tahtanın üzerine yatırılmış bir beden ve öncesinde dizlerinden kopartılmış uzuvları. Solunda odanın duvarında, lekeleri kanların, sağında yaşamın kıyısında, şapeli Dali’nin ve ayini sonbaharın. Son akşam yemeği Salvador’da ve Washington sanat galerisinde sergilenen bir tablodandı aktarım. Sapma noktasının çok uzağında bisturi parçaları ve lobotomi için gerekli bir çekiç ve buz kıracağı. Hazırdı, adam gecenin o dehşet verici saatlerine ulaşmadan, ‘’Fulton haklı, saflaştırmalıyım insanı,’’ diyerek gencin şakağından, uzandı odalarına aklının. Bir hastalıktı her birinde, yayılıyordu; zihnin en köhne yerlerine gizlenerek, kirletiyordu fikirleri, bir Pazar ayininde görülüyordu. Nefret örtüyordu üzerini; bir kadını seviyorsa da kadın, hastalıktı yalnız, bir rahibi öldürüyorsa da adam, çıkarıp, kopartılmalıydı bu lanet ansız. Dahası vardı; bir korkuysa şeytani her bedenden, bir sevgiyse haddinden fazla gösterilen, yok edilmeli, alınmalıydı zihnimizden. Freeman gibi, önce göz yuvasından girmeliydi buz kıracağı içeriği, ardında beynin ön lobundaki korteksin kesilmesi gerekirdi. Arınmaktı geçmişten ve kurtulmaktı bir hastalık olarak adlandırılan her etkiden. O esnada tepkiden müzdaripti genç beden, lokal anestezi dahi uygulanmamış, antipsikotik bir ilaçtan dahi alınmamıştı yardım. İlk gecesiydi adamın, dikkatsiz ve dağınıktı sanrısı. Tanı koymuş olsa da insanlığa, tartamamıştı ne noktaya kadar gideceğini ve nerede durması gerektiğini bilmiyor gibi davranmıştı ertesi, bu yüzden küçük kırmızı odanın, Keller projesini yaşatmak için, ufak, sanayi tipi bir fırını vardı. Odanın kapısı aralandığında, tam olarak karşında yer almakta, kapağını açabilmek için ise, biraz eğilmeliydi bir yanı. Heimolen kadar olmasa da ocağı, Gent’in çok uzaklarında yaşamı sonlandıran bir başka mimariydi yapısı. Parçalamalıydı; başarsızlığın ardında önce ayaklar, ardında kollar yakılmalı, yanmakta olan uzuvların turuncuya dönerek harlamasını izlemeliydi bakışları. İlk kez uyanmıyordu biri ve arınması için tamamen kül olmalı diye düşünürdü adamın zihni. Belki küllerinden doğacak bir Anka, ya da Aralık’ta tekrar dirilecek olan bir Mesih düşüncesiydi hata. Hala günahlarından kopartmak için uğraşıyor olsa da her birini, ellerindeki kanın kokusu çıkmıyordu asla ve unutamıyordu o geceyi. Başarısız bir lobotomi ardında, anatomiyi de incelemek istemiş ve yanlışlıkla kan banyosuna çevirmişti evi. Farklı bir hazzın üzerinde oluşturduğu hissi, erişilmesi güç bir zevkin doruklarını yaşar gibi dillendirmiş ve kalbin tadının nasıl olduğunu dahi merak etmişti. Dahmer tadın fleminyonu andırdığını söylemiş olsa da, Sagawa tatsız ve tuzsuz olduğundan yakınmıştı zamanında, Nelson gibi barbekü sosuna ihtiyacı olabileceğini dahi düşünmüştü adam. Kırmızı odada tanrıyı oynuyor olsa da, şeytanı hiç getirmemişti aklına; hiçliği bu denli enjekte etmeye çalışırken kurbanlarına, bir amacı vardı, bir doğum için birilerinin son verilmeliydi yaşamına. Bulmalıydı anahtarı, yoksa yozlanmış bir topluma gösteremeyecekti ışığı, kırmızıydı.
Kızıla çalan, tarif edilemeyen bir rengin yoğunluğuydu aksanı; dönüyordu çarkları, yeni bir ruhun daha kurtarılması gerekiyordu odada, kadının saklamış olduğu anahtardı cenneti dünyaya getirecek olan. Adamın ak düşmüş sakallarından dökülüyordu çavdar, bir iki damla, şişede durduğu gibi durmuyordu asla. Koridora çıkacak ve merdivenlerin hemen yanında bulunan yangın dolabındaki baltayı alacak ve biraz gürültü olmasına izin verecekti ardında. Odanın kapısına vurduğu her darbe ile kutsal bir gücün içine dolduğunu hissedecek ve uzanacaktı bir meleğin kanatlarına. Durmadı adam, defalarca yükseldi göğe balta ve bir hışımla saplandı kapıya, parçalara ayırdı. Göz bebeklerinde büyüyen delilik, aklını kaçırmış bir insanın bakışlarından çok daha fazlasıydı. Tanrısıydı bu küçük dünyanın; gecenin karanlığına, odanın ardına araladı kapıyı ve içeri girdi sanrıları.
Güneş doğdu batıdan o esnada, ardından koridora uzanan kapı açıldı kadın tarafından. Zeminde kırık cam parçaları ve yanı sıra halının üzerinde boş bir viski şişesi, mutfağın yanına bırakılmış kavanozlar ve içinde bilyeye benzer yansımalar. Sonuna kadar açıktı oda, kilidi ile beraber duruyordu halıda. Bir hışımla koşuyordu cama, perdeyi açıyordu sonuna kadar. Biraz daha aydınlık, soluyabileceği kadar temiz bir hava yoktu bakıldığında, nefesi dahi kokuyordu odanın. Çürüdüğünü hissediyordu kadının bir yanı, bir tarafı hala orada, ürkek bakışlar ile yaklaşıyordu odaya. Dün gece gördüğü başka bir kabus geliyordu aklına, başka bir yaratık peşini bırakmayan. Bir polaroid makina ardında, çekilmiş fotoğraflardı duvarda asılı duran.
Gözlerini açıyordu henüz sabah olmadan; tıpkı bugününde var olduğu gibi, gecesinde de kırık kapı, elinde bir balta, ancak çalışmıyordu yangın alarmı. Kasap tahtasının üzerinde durmakta olan bir uzvuydu insanın, yarımay şeklindeki lunuvalar kazınmış ve uca doğru kıvrımlar oluşturmuştu kanca tırnağı. Gürgene kapaklanmış şekilde duran elin, eskikti bir kaç parmağı. Çokça zamanını almamıştı kesilmiş ve köşeye atılmış diğer parçaları bulması. Fotoğraflara bakmıştı sonrasında, nedense pek şaşırmış gibi görünmüyordu rüyada. Bir çok erkek bedeni vardı tonlamada, kimi siyah, kimi beyazdı ışığın yoğunluğunda. Yüzleri olmadığı için çıkaramamıştı hiçbirini, hayal dahi edememişti kimliklerini. Salvador Dali’nin tablosuna baktıkça asılı karelerin üzerinde, mandalların daha sanatsal bir görsel oluşturduğunu düşünmüş, küçüklüğünde de yaptığı gibi, parmaklarının üzerine yerleştirmişti herbirini. Bir kukla sanatçısını andırırcasına oynatıyordu eklemlerini, gezindiriyordu odada. Koparılmış ele dokunduğunda ise teni, kendisini, sağındaki fırının sıcaklığına kaptırmıştı bakışları. Bir anne yüreği gibi, ısıtmıştı benliğini, sanki arkasında yükselen bir opera, salınmasını, dans etmesini istemişti. Süzülmesini; bir sonbahar yaprağı gibi ayrılmasını dallarından, sürüklenmesini rüzgarla. Bir önceki gecede gördüğü o kabusa karşın, mutlu bir tablonun içerisinde yer alıyor, sanki mutluluktan yerden kesiliyordu ayakları ardında. Ancak kısa sürmüştü bu furya; ‘’Hatırla,’’ diye yükselen bir ses duymuştu kabusta, arkasında, daha öncesinde olduğu gibi kanların arasından yükseliyordu bir adam. Tekrarlıyordu uğultuyu, ‘’Hatırla,’’ dedikçe vuruyordu duvarlara, savruluyordu kırmızı odanın dar ağacında. ‘’Ra’d, beni serbest bırak!’’
Tekrar irkilmesine sebep oldu bu yafta, rüyayı atarak aklından, yavaşça yakınlaşmasını sürdürdü odaya. Birkaç anı karışıyordu, karşılaşıyordu bir kaldırımın diğer ucunda, kararsız, kararlı bir tutum eşliğinde ilerliyordu oraya. Adımları eşiğine geldiğinde kapının, duraksamıştı kadın; bir bilinmezliğin içine dalmak, karanlığın koynuna sarılmak gibiydi her atım. Fotoğraf karelerinde yer alan cesetler, neredeydi şimdi? Yoksa bu ufak çaplı krematoryumun içerisinde mi erimişti, küllere mi dönüşmüştü her biri? Kök hücreleri alınarak o kimselerin, tekrar vücuda enjekte etmenin ardında yer alan, başarısız bir diriltme girişimi miydi yoksa kefensiz alevlendirilmesi? Yanıt bulamıyordu, belki kaçındığı, asla görmek istemediği kimliklerden, sahte anılar oluşturuyordu. Tanrı’yı oynamak, onu bir oyuncağa dönüştürüyor, El Hazret’in çıldırmasındaki gibi, bir başka dünya ile iletişim kurduğunu düşündürüyordu. Bir yanımsama doğrultuyordu belini, Nostradamus, ‘’Su hareketleniyor, limbe eteğinden ayağa, büyük bir korku, içten bir ses, farklı bir titreme, ilahi ışık, kutsal haber artık yanımda,’’ diye söylenirken harlıyordu bir anda alev fırında. Sonuna kadar açık perdeler kapanıyordu o anda, bir güç itiyordu kadını odanın karanlığına. O kırık, paramparça kapı, nasıl olduysa, bedenin içeri girmesiyle kapanıyordu arkasından. İlk gecesindeki gibi, o loş kırmızının içindeydi şimdi; bilmediği bir dildi kulaklarında, mandallar ile asılmış fotoğralar düşüyordu ayaklarına. Her birinin arkasında ibranice yazılar vardı baktığında, ‘’Hayom, etmol,’’ gözlerine çarpandı, dün aslında bugün ve birdi Tanrı’nın evi; kitapları, herbiri onun eseriydi yalnız. Çınlıyordu kulaklarında çığlıklar, ‘’Kama zman ata nish’ar?’’ ve yanıt veriyordu kadın uğultuya: ‘’Çok kalmayacağım,’’ diyordu o esnada. Deprem oluyorcasına sarsılıyordu bedeni, kırmızı odanın duvarlarından çıkmaya çalışıyordu ölülülerin neferi, tırnak gıcırtıları duyuluyordu, sanki duvarın içerisinde yaşıyordu herbiri. Tüm o korkunç anılar sarıyordu çevresini; bir otel odasında ölü bulunan büyük eniştesi ve masasında açık kalmış yeni ahit, kanonik incili Luka, yedinci parafın ışığında, öldüğünde geri gelmeyen bir başka yaşam. Kadının zihnindeydi onlar, tüm ölülerin onunla yaşadığını düşündürüyordu aklına, türlü oyunlar oynuyordu şeytan ve sarılmasını sağlıyordu aldanmaya. Bir ses duyuyordu kapının ardından, biri, sanki birileri zorluyordu açmaya. Tiz bir adam sesi, ‘’Nereye saklamış olabilir anahtarı?’’ diye inletiyordu içeri. Geriye çekildi, kendi omuzları düştü üzerine, sarıldı kendisine kadın, kapadı gözlerini sessizce.
Gecenin karanlığına, odanın ardına aralandı kapı, bir sanrı, henüz teşhis koyulmamış bir vakada yer aldı adamın adı; kadına baktı, kadınsa ona.
Adam kanlar içerisindeyken akşamında, göz bebekleri dokundu yalnızlığa. Her birimizin içinde vardı yaşattığı bir başka, bir biz daha. Kadına baktı, kadınınsa kapandı gözleri ardında.
submitted by ArsenicW to okuryazar [link] [comments]


2020.10.01 14:41 sargibezifabrikasi Tırnakta batma nasıl önlenir? Evde tırnak batması nasıl tedavi edilir? İşte doğal ve bitkisel tedavi yöntemleri

Tırnak batması yaygın olarak görülen bir problemdir. Genellikle kalıtımsal olarak ortaya çıksa da bazen yanlış uygulamalar sonucu gelişebilir. Parmakta kızarıklık, ağrı, şişlik ve iltihaplanma gibi şikayetler görülür ve bu sorunlar yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Tırnak bakımı hakkında bazı ipuçlarını sizler için haberimizde bir araya getirdik... Tırnakta batma nasıl önlenir? Evde tırnak bakımı nasıl yapılır?
Hidrofil Sargı Bezi Fabrikası 0507 996 6199 Fiyatları Toptan
Sargı Bezi Fabrikası - https://sargibezifabrikasi.com/
Metronom Müzik - https://www.metronomusic.com/
Akustik Sahne İstanbul - https://akustiksahneistanbul.com/
Kemençe Kursu http://www.kemence.com.t
Tırnak batması sorunu eğer çok şiddetliyse kişilerde ayakkabı giyinmekte zorlanma, çoraplarda kirlenme, apse ve iltihap gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle ayak parmaklarda meydana geldiğinde aşırı ağrılara ve günlük yaşamda zorlayıcı bir sürece neden olabilir. Tırnak batması sorunun önüne geçmek için alınabilecek bazı önlemler bulunur. Eğer tırnak batması önemli ölçüde ilerlemişse cerrahi müdahale gerekebilir. Peki tırnak batması neden olur? İşte tırnak batmasını önleyen bazı ipuçları…

TIRNAK BATMASI NEDEN OLUR?

SIKI AYAKKABI GİYİNMEK
Sıkı ve rahatsız ayakkabılar giyinmek tırnak batmasını tetikleyen en önemli faktördür. Ayak numarasına uygun olmayan ayakkabılar giyinmek, uzun süre ayakta kalmak, ayakları zorlamak tırnak batmasına neden olan başlıca nedenlerdir.
TIRNAKLARI YANLIŞ KESMEK
Tırnak keserken yapılan en büyük hatalardan biri tırnağı çok aşırı ya da derinden kesmektir. Bu tırnağınızın derinize batmasına ve dolayısıyla acı hissine neden olur. Bunun yanı sıra parmağı bir yere çarpma sonucu ortaya çıkan bazı kazalar batık tırnaklara neden olabilir.
MANİKÜR VE PEDİKÜR İŞLEMLERİ
Manikür ve pedikür uygulamaları bakımlı tırnaklar için gerekli olsa da işlem esnasında yapılan sert müdahaleler kadınlarda tırnak batmasının yaygın nedenleri arasında yer alır.
ORANTISIZ UZAYAN TIRNAKLAR
Genetik bir problemden dolayı oluşurlar. Uzayan tırnaklar tırnak yatağına göre daha büyükse tırnakta batma problemi ortaya çıkabilir.
TIRNAK BATMASINI ÖNLEMEK İÇİN BAZI İPUÇLARI
* Tırnaklarınızı kısa kesmemeye özen gösterin. Özellikle köşe kısımlarını keserken tırnağı dik bir şekilde bırakmadığınızdan emin olun. Yan kısımları oval kesebilirsiniz.
* Ayaklarınızı ıslak tutmamaya özen gösterin.
* Ayaklarınızı sıkan dar ve sivri burun ayakkabılardan mümkün olduğu kadar kaçınmaya dikkat edin.
* Dolaşım problemi yaşıyorsanız ya da kendi tırnaklarınızı kesemiyorsanız hijyen kurallarına önem veren bir yerde pedikür yaptırmaya dikkat edin.
* Tırnaklarınız kendiliğinden içe doğru büyüyor ve iltihaplı tırnak batması sorunu yaşıyorsanız bir uzmandan yardım almanızda fayda bulunur.
EVDE TIRNAK BAKIMI
Tırnaklar keratin adı verilen proteinin katmanlarından oluşur. Sağlıklı tırnaklarda soyulma olmaz ve çukurlar oluşmaz. Yani tırnak yüzeyi tamamen pürüzsüz olur. Ayrıca renk değişiklikleri veya lekeler bulunmaz ve tek bir renge sahiptir. Sağlıklı tırnaklar için düzenli bakım önemlidir. Eğer kuaför salonlarında vakit kaybetmek hem de gereksiz para harcamak istemiyorsanız evde tırnak bakımı oldukça kolaydır.
DÜZENLİ TIRNAK KESİMİ
Bakımlı tırnaklara sahip olmak için düzenli olarak onları kesmek gerekir. Bunun için duş sonrası, en iyi zaman dilimidir. Bu sayede tırnaklarınız yumuşar ve dilediğiniz gibi şekil vermek için kolaylık sağlar.
TÖRPÜLEME İŞLEMİ
Tırnaklarınıza şekil vermek için törpü ile saatler boyu uğraşmanıza ihtiyacınız olmadığını unutmayın. Nazikçe şekil verdikten sonra işleminizi sonlandırın. Törpü işlemini aşırıya kaçırmak, tırnaklarınızın zarar görmesine ve çabuk kırılmasına yol açar.
MANİKÜR
Tırnağınızın etrafındaki katikülleri kesmeden önce ellerinizi suyun içinde bekletin. Daha sonra manikür makası ile kalkan, ölü derileri dikkatli bir şekilde kesin. Bu başlarda biraz korkutucu gibi görünse de zamanla çok kolay olacaktır.
NEMLENDİRİCİ KULLANIN
Yumuşak ve güzel görünen eller için nemlendirici kullanmak önemlidir. El losyonu kullandığınızda, losyonu tırnaklarınıza ve tırnak etlerinize sürmeyi unutmayın.
ELLERİNİ KORU
Eğer ev işlerinde ellerinizin zarar görmesini istemiyorsanız eldiven kullanmaya özen gösterin. Sıcak su, deterjan ve her türlü kimyasallardan ellerinizi koruyun.
DOĞAL ÜRÜNLER
Daha hızlı uzayan ve sağlıklı tırnaklar için evde bakım yapmaya yardımcı olacak birçok doğal ürün bulunur. Örneğin: Hindistan cevizi yağı ile tırnaklarınıza ve çevresindeki deriye masaj yapabilir ayrıca limon suyuyla tırnaklarınızı ovarak ve daha yumuşak ve bakımlı ellere sahip olabilirsiniz.
submitted by sargibezifabrikasi to u/sargibezifabrikasi [link] [comments]


2020.09.18 09:11 bglfpig Slender Man Film Eleştirisi


2018 de güzel filmler vardı
Ay da İlk İnsan
Bohemian
Ready Player One
Aquaman
Infinity War Falan Filan
Fakat Aynı zaman da bir Film vardı ki İnsanların Hayal Kırıklığı Oldu yani benim için değil ''insanlar'' için
Slender Man Filmi yani Şimdi İnsanlar Beklentiye girdi normal bir şekil de Slender Man ne kadar Popüler Olduğunu sayar isek
ve film çıktığı zaman puanı 1 gibi bir şeydi ve çok zor 3 oldu Imdb Gibi puan sitelerin de puan sitelerine ne kadar güvenirsiniz tartışılır ama yine de demeye çalıştığım şey Slender Man Çok Gömüldü
Hep Filmlere Merhamet gösteren Film Siteleri bile Gözlerini açtı ve Slender Man Gömdü
Kısaca ben ise hayda bunlar ne kadar kötü bir iş yapmış olabilir diye düşündüm filmin çıktığı ilk gün eleştirileri görmek çan yakıyordu biletimi aldım hiç bir beklentiye film tanıtıldığı zaman bile girmemiştim ve sadece klasik bir korku filmi olduğunu umuyordum
ve filmi izleyip sinemadan çıktım söylemem lazım ki Slender Man insanların abarttığı kadar kötü bir film değil ama insanların bu filmden neden nefret ettiğini anlamak da kolay
insanlar Slender Man filmini sevmedi çünkü beklentiye girdiler + klasik bir korku filmi olmamasını umuyorlardı
ve Slender Man tamamen klasik bir korku filminden fazlası değil
Slasher bile denilebilir ki öyle büyük ihtimalle korku ile slasher temasının karışımı şimdi gelelim benim görüşlerime film hakkın da ne düşündüm?
Ama Önce şunu söyleyeyim Filmi izlemediyseniz ve Spoiler istemiyor iseniz incelemeyi kapatın ve filmi izleyin
3
2
1

Hikaye:

Slender Man Hikayesi Ergen Kızlar ile başlıyor her Slasher Filminin ergen kızlar ile başladığı gibi bu kızlar Slender Man isimli Efsaneye kendini fazla kaptırmış ergenlerdir ve Slender Man hakkın da Web Sitelerin de falan filan bir sürü şey okumuştur bir gün Kendileri Slender Man Efsanesini denemek için bir web sitesin de Allison Riley isimli kızın gönderdiği videoyu açarlar ve şaka maka Slender Man gelir evet Slender Man böyle Çağırıyorlar ne kadar iyi? benzerlerini Ring Gibi Filmler de gördük o yüzden kötü demek saçma olur kısaca.... orta seviye de meh işte Slender Man çağırmak için daha iyi bir yol bulabilirlermiş ya da direkten Çağırılmayıp Kızlara Musallat olabilirmiş ama dediğim gibi Benzerlerini gördüğüm için bunu çok aldırmadım çünkü benzerlerini görmüştüm Slender Man Çağırılması daha iyi işlenebilirdi ya da direk Musallat olabilirdi ama sağlık olsun daha Sonra Ergenlerimiz Slender Man yenmek için ondan kurtulmak için bir çok şey denemeye başlarlar
Ve Filmin hikayesi daha doğrusu konusu bu
Slender Man Çağırdık şimdi de onu yenmemiz lazım Klasik bir Slasher Filminden farksız Sadece Slender Man Versiyonu yer iseniz Şimdi Gelelim Slender Man Kendisine! SLENDER MAN...
Kendisi film de olsaydı kendisine gelirdik Slender Man film de taş çatlasın 3 - 4 dakika gözüküyor ve genellikle bahsediliyor
sebebi neydi bilmiyorum ama daha çok villain değil de ergen karakterlere odaklanmış istemişler gibi
şimdi bu problem diyenler oldu ve evet bu aslın da bir problem ama unutmayın ki benzerlerini tekrardan görmüştük
13 Cuma da Jason mesela sadece filmin sonlarına doğru 5 6 dakika beliriyor sonra Final Kızımız tarafından yeniliyordu
bu da aynen onun pembe versiyonu gibi bir şey
ama beklentiye girmediğim için beni çok de etkilemedi ki Slender Man film de kurbanlarını tamamen fiziksel öldürmeye çalışmıyor
onları deli yapmaya çalışıyor diyelim öncellikle sonra ise fiziksel öldürmeye başlıyor
bu da Neden Kendisinin çok az belirdiği için bir bahane olabilir gibi ama yer iseniz Slender Man bence film de çok az gözüktü çünkü Direktör Abimiz kesinlikle Slender Man değil ergen karakterlere odaklanmak istemiş gibiydi Slender man aynen tüm normal yemekleri yediğiniz son da gelen ve çabucak biten bir tatlıdan farksız ilk başlar da yok sonlara doğru var işte ama çabucak gidiyor
bu eğer çok fazla Slasher Korku Filmi izlemeyen birisi iseniz size böyle film mi olur lan villain gözükmüyor bile adam akıllı şeyini söyletebilir ki haklısınız
ama ben Korku Ve Slasher Türünü acayip izlediğim için ve bunu çok kez gördüğüm için sıkıntı etmedim
o yüzden Slender Man benim için ok bir film olarak gitmeye başladı hikaye açısından da ama en önemli soruya gelelim bu film ne kadar korkunç?

Film Ne Kadar Korkunç?:

Slender Man klasik bir korku filmi sizi en tembelce şekil de korkutmaya çalışıyor Jumpscare ve hayır benim için bunu başaramadı ama beni Germeyi başardı öncellikle bunun sebebi Atmosfer ve Filmin Müzikleri Atmosfer gayet iyi özellikle son sahne de ki Atmosfer kamera ile çok iyi çekilmiş Müzikler ise... Tamamen Harika Lütfen YouTube Slender Man Sound Track yazarak bir şans verin derim kişisel olarak Müzikler ile Slender Man Beni Germeyi başardı ama Jumpscare ile başarısız oldu eğer Müziklerden etkilenen biri iseniz benim gibi evet Slender Man sizi korkutmayı başarmasa bile germeyi başarabilir ama onun dışın da Jumpscare ile korkutabilir mi der iseniz Nah Jumpscarelar çok zayıf ve çok tembelce yapılmışlar yemin ediyorum kusasım geldi berbat lan yine de Müzikler ve Atmosfer bana göre zayıf kalmadı ve Gerilmeyi başardım tabi siz başaramaz iseniz Sebebi belli

Karakter İşleyişi nasıl durum da?:

Söylemek istiyorum ki bu film de zayıf kalan ana şey Karakter İşleyişleri olsa gerek yani Karakterlere ekran başın da bu kadar zaman verilmesine rağmen klasik bir Slasher türün de ki ergenlerden farkı yok he tabi Sex Yapmıyorlar rahat olabilirsiniz sex yapan ergen türlerinden değiller yine de kişilikleri acayip klasik ve her şeye ''AAAAAAAAAH'' Diye Çığlık atan Ablalardan farksızlar bu sizi Cringe Edebilir bunu söyleyeyim neyse ki ben çok böyle karakter gördüğüm için cringe olsam bile aldırmamayı başardım ama karakter işleyişleri üzgünüm ki Rezalet he Slender Man var ona bir değinelim Slender Man Oynayan javier botet abi harika iş çıkarmış oyunculuğu zaten harika adamın ve Slender Man Kostümü de gerçekten acayip korkutucu ve iyi Sırf Slender man nasıl diye gidecek iseniz kesinlikle javier botet güvenin kendisi harika bir oyunculuk çıkarmış ve kostüm de harika durum da Slender Man yansıtmayı başarıyor onun dışın da karakterler işleyişleri Slender Man harici maalesef ki acayip kötü

Neden Hayal Kırıklığına Uğramadım? Ve Slender Man konusu neden bu film de değişik?:

Eğer Slender Man Oyunlarını oynamış birisi iseniz Slender Man amacını sizi yakalamaya çalışan ve sizin de onu yenmek için 8 Tane Kağıt toplamınız gereken bir oyun olduğunu biliyorsunuzdur ve Film de bu konu işlenecek olması lazım diye tahmin eden bir kitle olmuş ama ben kesinlikle o kitleden değildim bunun ana sebebi ise oyun ile filmler aynı temaya ve amaca sahip olmak zorun da değiller ve oyunun konusunu yazan Slender Man Yaratıcısı bile değildi bu yüzden amacın ve konun değişik olması anlaşılabilir ve kabul edilebilirdi bana bu insanları kızdırmış ama beni kızdırmadı ve sebebi de işte bu Neden Hayal Kırıklığına uğramadığımı kesin olarak üstler de açıkladım ve kendimi tekrar etmek istemiyorum ama tekrardan söylüyorum Beklentiye girmedim çünkü beklentiye girmek kötüdür arkadaşlar asla beklentiye girmeyin ve hype yapmayın beklentiye girmedim ve bunun klasik bir korku slasher filmi çıkmasını umdum ve öyle de çıktı bir sürü slasher filmi izlediğim için Slender Man beklentiye girmediğim için hayal kırıklığı olmadı ve OK Bir Film oldu Gerildim Müzikler atmosfer sayesin de Slender Man Oyunculuğu güzeldi Görünümü çok Güzeldi ve Özellikle Ending çok beğendim şimdi Ending Gelelim

Ne Demek Villain kazandı? vay canına:

Evet Başlıktan da anladığınız gibi Slender Man filmi Slender Man Kazanması ile sona eriyor kendisi filmin sonlarına doğru tüm ergen kızlarımızı güzel bir şekil de harcıyor ve sonda orman da bir kovalamaca sahnesi geçiyor Son Kızımız ile Aynı Slasher filmin de olduğu gibi ki zaten bu da bir Slasher Filmi Final Kızımız Slender Man Tarafından Yeniliyor ve Film Slender Man Zaferi ile tüm kızları yenmesi ile bitiyor ne kadar mutlu oldum anlatamam öncellikle Villain kazanmasını çok görmedik 2018 de Avengers harici Slender Man sevdiğim Slasher Türün de Villain kazandırdığı zaman en azıdan Klişe bir Ending yapmadığı için sevmiştim arkadaşlar zor görürüz Villain kazandığını bu yüzden Ending Beni Mutlu Etti belki sizi etmeyebilir ki nedenini anlayabiliyorum ama beni Mutlu Etti!

Sonuç:

Slender Man Beklentiye girmeden izlediğiniz zaman klasik bir slasher ve korku filminden farksız olmayan bir film insanların abarttığı kadar kötü bir film bana göre kesinlikle değildi ve Film OK Bir Filmdi belki de daha önce bu temaya çok alıştığım içindi? kim bilir yine de Slender Man bana göre güzel bir filmdi Puanı vermeden önce Filmin Artılarını ve Eksiklerini tekrar sıralayayım izninizle
Artıları:
+Atmosfer Güzel
+Müzikler Harika
+Slender Man kostümü ve oyunculuğu harika
+Ending Güzel
Eksi Yönleri:
-Kötü karakter işleyişi
-Tembelce Yapılmış Rezalet Jumpscarelar
-Slender Man çağırılma sebebi kötü gibi
7.0
submitted by bglfpig to okuveizle [link] [comments]


2020.09.18 08:50 bglfpig Slender Man Film Eleştirisi

2018 de güzel filmler vardı
Ay da İlk İnsan
Bohemian
Ready Player One
Aquaman
Infinity War Falan Filan
Fakat Aynı zaman da bir Film vardı ki İnsanların Hayal Kırıklığı Oldu yani benim için değil ''insanlar'' için
Slender Man Filmi yani Şimdi İnsanlar Beklentiye girdi normal bir şekil de Slender Man ne kadar Popüler Olduğunu sayar isek
ve film çıktığı zaman puanı 1 gibi bir şeydi ve çok zor 3 oldu Imdb Gibi puan sitelerin de puan sitelerine ne kadar güvenirsiniz tartışılır ama yine de demeye çalıştığım şey Slender Man Çok Gömüldü
Hep Filmlere Merhamet gösteren Film Siteleri bile Gözlerini açtı ve Slender Man Gömdü
Kısaca ben ise hayda bunlar ne kadar kötü bir iş yapmış olabilir diye düşündüm filmin çıktığı ilk gün eleştirileri görmek çan yakıyordu biletimi aldım hiç bir beklentiye film tanıtıldığı zaman bile girmemiştim ve sadece klasik bir korku filmi olduğunu umuyordum
ve filmi izleyip sinemadan çıktım söylemem lazım ki Slender Man insanların abarttığı kadar kötü bir film değil ama insanların bu filmden neden nefret ettiğini anlamak da kolay
insanlar Slender Man filmini sevmedi çünkü beklentiye girdiler + klasik bir korku filmi olmamasını umuyorlardı
ve Slender Man tamamen klasik bir korku filminden fazlası değil
Slasher bile denilebilir ki öyle büyük ihtimalle korku ile slasher temasının karışımı şimdi gelelim benim görüşlerime film hakkın da ne düşündüm?
Ama Önce şunu söyleyeyim Filmi izlemediyseniz ve Spoiler istemiyor iseniz incelemeyi kapatın ve filmi izleyin
3
2
1

Hikaye:

Slender Man Hikayesi Ergen Kızlar ile başlıyor her Slasher Filminin ergen kızlar ile başladığı gibi bu kızlar Slender Man isimli Efsaneye kendini fazla kaptırmış ergenlerdir ve Slender Man hakkın da Web Sitelerin de falan filan bir sürü şey okumuştur bir gün Kendileri Slender Man Efsanesini denemek için bir web sitesin de Allison Riley isimli kızın gönderdiği videoyu açarlar ve şaka maka Slender Man gelir evet Slender Man böyle Çağırıyorlar ne kadar iyi? benzerlerini Ring Gibi Filmler de gördük o yüzden kötü demek saçma olur kısaca.... orta seviye de meh işte Slender Man çağırmak için daha iyi bir yol bulabilirlermiş ya da direkten Çağırılmayıp Kızlara Musallat olabilirmiş ama dediğim gibi Benzerlerini gördüğüm için bunu çok aldırmadım çünkü benzerlerini görmüştüm Slender Man Çağırılması daha iyi işlenebilirdi ya da direk Musallat olabilirdi ama sağlık olsun daha Sonra Ergenlerimiz Slender Man yenmek için ondan kurtulmak için bir çok şey denemeye başlarlar
Ve Filmin hikayesi daha doğrusu konusu bu
Slender Man Çağırdık şimdi de onu yenmemiz lazım Klasik bir Slasher Filminden farksız Sadece Slender Man Versiyonu yer iseniz Şimdi Gelelim Slender Man Kendisine! SLENDER MAN...
Kendisi film de olsaydı kendisine gelirdik Slender Man film de taş çatlasın 3 - 4 dakika gözüküyor ve genellikle bahsediliyor
sebebi neydi bilmiyorum ama daha çok villain değil de ergen karakterlere odaklanmış istemişler gibi
şimdi bu problem diyenler oldu ve evet bu aslın da bir problem ama unutmayın ki benzerlerini tekrardan görmüştük
13 Cuma da Jason mesela sadece filmin sonlarına doğru 5 6 dakika beliriyor sonra Final Kızımız tarafından yeniliyordu
bu da aynen onun pembe versiyonu gibi bir şey
ama beklentiye girmediğim için beni çok de etkilemedi ki Slender Man film de kurbanlarını tamamen fiziksel öldürmeye çalışmıyor
onları deli yapmaya çalışıyor diyelim öncellikle sonra ise fiziksel öldürmeye başlıyor
bu da Neden Kendisinin çok az belirdiği için bir bahane olabilir gibi ama yer iseniz Slender Man bence film de çok az gözüktü çünkü Direktör Abimiz kesinlikle Slender Man değil ergen karakterlere odaklanmak istemiş gibiydi Slender man aynen tüm normal yemekleri yediğiniz son da gelen ve çabucak biten bir tatlıdan farksız ilk başlar da yok sonlara doğru var işte ama çabucak gidiyor
bu eğer çok fazla Slasher Korku Filmi izlemeyen birisi iseniz size böyle film mi olur lan villain gözükmüyor bile adam akıllı şeyini söyletebilir ki haklısınız
ama ben Korku Ve Slasher Türünü acayip izlediğim için ve bunu çok kez gördüğüm için sıkıntı etmedim
o yüzden Slender Man benim için ok bir film olarak gitmeye başladı hikaye açısından da ama en önemli soruya gelelim bu film ne kadar korkunç?

Film Ne Kadar Korkunç?:

Slender Man klasik bir korku filmi sizi en tembelce şekil de korkutmaya çalışıyor Jumpscare ve hayır benim için bunu başaramadı ama beni Germeyi başardı öncellikle bunun sebebi Atmosfer ve Filmin Müzikleri Atmosfer gayet iyi özellikle son sahne de ki Atmosfer kamera ile çok iyi çekilmiş Müzikler ise... Tamamen Harika Lütfen YouTube Slender Man Sound Track yazarak bir şans verin derim kişisel olarak Müzikler ile Slender Man Beni Germeyi başardı ama Jumpscare ile başarısız oldu eğer Müziklerden etkilenen biri iseniz benim gibi evet Slender Man sizi korkutmayı başarmasa bile germeyi başarabilir ama onun dışın da Jumpscare ile korkutabilir mi der iseniz Nah Jumpscarelar çok zayıf ve çok tembelce yapılmışlar yemin ediyorum kusasım geldi berbat lan yine de Müzikler ve Atmosfer bana göre zayıf kalmadı ve Gerilmeyi başardım tabi siz başaramaz iseniz Sebebi belli

Karakter İşleyişi nasıl durum da?:

Söylemek istiyorum ki bu film de zayıf kalan ana şey Karakter İşleyişleri olsa gerek yani Karakterlere ekran başın da bu kadar zaman verilmesine rağmen klasik bir Slasher türün de ki ergenlerden farkı yok he tabi Sex Yapmıyorlar rahat olabilirsiniz sex yapan ergen türlerinden değiller yine de kişilikleri acayip klasik ve her şeye ''AAAAAAAAAH'' Diye Çığlık atan Ablalardan farksızlar bu sizi Cringe Edebilir bunu söyleyeyim neyse ki ben çok böyle karakter gördüğüm için cringe olsam bile aldırmamayı başardım ama karakter işleyişleri üzgünüm ki Rezalet he Slender Man var ona bir değinelim Slender Man Oynayan javier botet abi harika iş çıkarmış oyunculuğu zaten harika adamın ve Slender Man Kostümü de gerçekten acayip korkutucu ve iyi Sırf Slender man nasıl diye gidecek iseniz kesinlikle javier botet güvenin kendisi harika bir oyunculuk çıkarmış ve kostüm de harika durum da Slender Man yansıtmayı başarıyor onun dışın da karakterler işleyişleri Slender Man harici maalesef ki acayip kötü

Neden Hayal Kırıklığına Uğramadım? Ve Slender Man konusu neden bu film de değişik?:

Eğer Slender Man Oyunlarını oynamış birisi iseniz Slender Man amacını sizi yakalamaya çalışan ve sizin de onu yenmek için 8 Tane Kağıt toplamınız gereken bir oyun olduğunu biliyorsunuzdur ve Film de bu konu işlenecek olması lazım diye tahmin eden bir kitle olmuş ama ben kesinlikle o kitleden değildim bunun ana sebebi ise oyun ile filmler aynı temaya ve amaca sahip olmak zorun da değiller ve oyunun konusunu yazan Slender Man Yaratıcısı bile değildi bu yüzden amacın ve konun değişik olması anlaşılabilir ve kabul edilebilirdi bana bu insanları kızdırmış ama beni kızdırmadı ve sebebi de işte bu Neden Hayal Kırıklığına uğramadığımı kesin olarak üstler de açıkladım ve kendimi tekrar etmek istemiyorum ama tekrardan söylüyorum Beklentiye girmedim çünkü beklentiye girmek kötüdür arkadaşlar asla beklentiye girmeyin ve hype yapmayın beklentiye girmedim ve bunun klasik bir korku slasher filmi çıkmasını umdum ve öyle de çıktı bir sürü slasher filmi izlediğim için Slender Man beklentiye girmediğim için hayal kırıklığı olmadı ve OK Bir Film oldu Gerildim Müzikler atmosfer sayesin de Slender Man Oyunculuğu güzeldi Görünümü çok Güzeldi ve Özellikle Ending çok beğendim şimdi Ending Gelelim

Ne Demek Villain kazandı? vay canına:

Evet Başlıktan da anladığınız gibi Slender Man filmi Slender Man Kazanması ile sona eriyor kendisi filmin sonlarına doğru tüm ergen kızlarımızı güzel bir şekil de harcıyor ve sonda orman da bir kovalamaca sahnesi geçiyor Son Kızımız ile Aynı Slasher filmin de olduğu gibi ki zaten bu da bir Slasher Filmi Final Kızımız Slender Man Tarafından Yeniliyor ve Film Slender Man Zaferi ile tüm kızları yenmesi ile bitiyor ne kadar mutlu oldum anlatamam öncellikle Villain kazanmasını çok görmedik 2018 de Avengers harici Slender Man sevdiğim Slasher Türün de Villain kazandırdığı zaman en azıdan Klişe bir Ending yapmadığı için sevmiştim arkadaşlar zor görürüz Villain kazandığını bu yüzden Ending Beni Mutlu Etti belki sizi etmeyebilir ki nedenini anlayabiliyorum ama beni Mutlu Etti!

Sonuç:

Slender Man Beklentiye girmeden izlediğiniz zaman klasik bir slasher ve korku filminden farksız olmayan bir film insanların abarttığı kadar kötü bir film bana göre kesinlikle değildi ve Film OK Bir Filmdi belki de daha önce bu temaya çok alıştığım içindi? kim bilir yine de Slender Man bana göre güzel bir filmdi Puanı vermeden önce Filmin Artılarını ve Eksiklerini tekrar sıralayayım izninizle
Artıları:
+Atmosfer Güzel
+Müzikler Harika
+Slender Man kostümü ve oyunculuğu harika
+Ending Güzel
Eksi Yönleri:
-Kötü karakter işleyişi
-Tembelce Yapılmış Rezalet Jumpscarelar
-Slender Man çağırılma sebebi kötü gibi

7.0

submitted by bglfpig to MovieTurkey [link] [comments]


2020.08.30 03:43 samwellforthus cennetin aslında cehennemden daha korkutucu olması

ölmüyorsunuz, istediğinizi yapıyorsunuz master degree eroin bağımlısı gibi mutlusunuz ve ne rekabet var, ne acı var ne zorluk var. bu ne amk ona sokam buna sokam istediğimi yapam şeklinde sonsuz bir yaşam nedir amk. god mode, no clip, wall hack acik. bana böyle bir yer korkutucu geliyor, her şey yalan ve her şey benim mutlu olmam için tasarlanmış bir şekilde. hayat ne kadar boktan olursa olsun sınırlı bir hayatla, geçmiş nesillerin taşıyıcısı olduğun ve gelecek nesillere bırakacağın dünyanın her hangi bir zaman bölümünde insanlığa hizmet etmek şu amkdumun eroin bağımlısı gibi sonsuz bir sürede yaşadığın yerde yaşamaktan daha iyi.
cehennem daha iyi mevzusuna gelirsek bu biraz abartı cümlesi. bana göre ikisi de aynı bok. cehennemde acı en büyük şekilde uygulanıyor, cennette zevk en yoğun şekilde basılıyor. ee fark nerede? birisinde palyaçolar tarafindan tecavüze uğruyorsun diğerinde zebaniler tarafindan. sonuç: kaçınılmaz varyasyonlu tecavüze uğramak.
submitted by samwellforthus to KGBTR [link] [comments]


2020.07.31 16:29 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11
https://preview.redd.it/bkq1v2rcd7e51.png?width=640&format=png&auto=webp&s=ae8b2d43ce820e78b0d7e427e4fa97d04b77f937

Marksizm 6

Dönemimizin tarihi açısından, Pierre Joseph Proudhon’un 1848 yılı Fransız Şubat Devrimi sonrasında kendi halkına adalet ve özgürlük toplumu kurmak için ne yapması gerektiğini anlattığı zaman hatırlanmaya değer bir andı. Proudhon, hala, bütün yönleriyle, zamanının tüm devrimci yoldaşları gibi, 1789’da haricen patlak vermiş ve o zamanlar hissedildiği üzere karşı devrim ve müteakip hükümetler tarafından daha başından bastırılmış olan devrim geleneğinde yaşıyordu. Proudhon dedi ki: Devrim feodalizme son verdi. Feodalizmin yerini yeni bir şeyler almalıydı. Feodalizm, Devletin ekonomi alanındaki bir düzeniydi, bağlılıkları açıkça ifade edilmiş askeri bir sistemdi. Özgürlükler yüzyıllar boyu feodalizmin altını oymuştu; sivil özgürlükler giderek daha fazla zemin kazanmıştı. Fakat bunlar, eski düzeni ve güvenliği de, eski birlikleri ve cemiyetleri de tahrip etmişti. Birkaç insan yeni özgürlük ve hareketlilik sayesinde zengin olurken, kitleler zorluğa ve güvencesizliğe maruz kalmışlardı. Hem herkes için özgürlüğü koruyup, genişletip ve yaratıp hem de güvenliği, mülk ve yaşam koşullarının büyük eşitlenişini, yeni düzeni nasıl gerçekleştirebiliriz?
Proudhon, devrimin, militarizme yani hükümete son verip vermeyeceğini; görevinin politikayı toplumsal yaşamla, politik merkeziyetçiliği ekonomik çıkarların doğrudan birliğiyle, insanlara hükmeden değil işle ilgilenen bir ekonomik merkezle ikame etmek olup olmadığını devrimcilerin henüz bilmediğini söyler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon diyor ki, siz Fransızlar, küçük ve orta ölçekli çiftçilersiniz, küçük ve orta ölçekli esnafsınız; tarımda, sanayide, ulaşımda ve iletişimde faalsiniz. Şu ana kadar bir araya gelmek ve birbirinizden korunmak için krallara ve onların memurlarına ihtiyaç duydunuz. 1793’te devletin kralını lağvettiniz ancak ekonominin kralını, altını elde tuttunuz. Böylelikle ülkede bela, düzensizlik ve gelecek kaygısı bıraktığınız için kralların ve memurlarının ve orduların geri dönmesine izin vermek zorunda kaldınız. Otoriter aracıları defedin. Parazitleri ortadan kaldırın. Çıkarlarınızın dolaysız birliğinden emin olun. O zaman feodalizm ve devletin varisi olan bir topluma sahip olacaksınız.
Altın nedir? Sermaye nedir? Bu, bir ayakkabı, masa ya da ev gibi bir şey değildir. Bir şey değildir, gerçek bir şey değildir. Altın, ilişki için bir işarettir. Sermaye insanlar arasında ilişki olarak ileri geri giden bir şeydir. İnsanlar arasında bir şeydir. Sermaye itibardır; itibar, çıkarların karşılıklılığıdır. Şu anda devrim içindesiniz. Devrim – heves, güven ruhu, eşitlenme coşkusu, bütün için gayret arzusu – sizin başınıza geldi, sizin aranızda oluştu: kendiniz için doğrudan karşılıklılık yaratın. Hiçbir parazit, vampir-benzeri aracı olmadan kendi çalışmanızın üretimi ile birbirinize gittiğiniz bir kurum tesis edin. O zaman hiçbir vasi otoriteye ne de en yeni beceriksizlerin, Komünistlerin, bahsettiği siyasi hükümetin mutlak iktidarının ekonomik yaşama aktarılmasına ihtiyaç duymayacaksınız. Görev şudur: ekonomik ve kamusal yaşamda özgürlüğü öne sürmek ve yaratmak ve zorluğun, güvenliksizliğin, eşyanın sahipliği değil de insan ve köle-sahipliğinin hâkimiyeti olan mülkiyetin ve tefecilik olan faizin lağvedilmesi için eşitlenmeden emin olmak. Bir takas bankası yaratın!
Takas bankası nedir? Özgürlük ve eşitlik için dışsal bir biçimden, objektif bir kurumdan başka bir şey değildir. Kim faydalı bir işle uğraşıyorsa – çiftçi, esnaf, işçiler birliği – hepsi, basitçe, çalışmaya devam etmelidir. İşin örgütlenmeye, diğer bir deyişle otoriteler tarafından emredilmesine ya da millileştirilmesine ihtiyacı yoktur. Halkın ihtiyaç duyduğu her şeyin üretimi sırasında marangoz mobilya yapar; ayakkabıcı çizme yapar; fırıncı ekmek pişirir vs. Marangozsun, ekmeğin mi yok? Elbette ki fırıncıya gidip fırıncının ihtiyacı olmayan sandalye ve dolabı teklif edemezsin. Takas banka git ve siparişlerini ve ürünlerini evrensel geçerli çeke dönüştür. Proleterler, ücret için çalışmak üzere müteşebbise bundan böyle gitmek istemiyor musunuz? Bağımsız olmak mı istiyorsunuz? Fakat ne atölyeniz, ne aletleriniz ne de yiyeceğiniz mi var? Bekleyemiyorsunuz ve kendinizi hemen mi kiralamanız gerekiyor? Lakin müşterileriniz mi yok? Diğer proleterler, siz proleterler, hepiniz, sömürücü simsarların aracılığı olmadan ürünlerinizi birbirinizden satın almak istemez misiniz? Sonra kendi alım-satımlarınızdan emin olun, siz ahmaklar! Müşteri muteberdir. Müşteri bugün adlandırıldığı üzere paradır. Sıralama her zaman yoksulluk-kölelik-iş-ürün şeklinde olmak zorunda değil midir? Karşılıklılık, eşyanın yönünü değiştirir. Karşılıklılık doğanın düzenini yeniden sağlar. Karşılıklılık paranın kurallarını kaldırır. Karşılıklılık birincildir: çalışmak ve ihtiyaçlarını karşılamak isteyen tüm insanlara imkân veren, insanlar arasındaki ruhtur.
Proudhon, hiç suçlu aramayın, herkes suçludur, diyor. Bazıları köleleştirir ve diğerleri en temel ihtiyaçları alıp götürür ya da en az ihtiyacı geride bırakır yahut acenta ve denetmenler olarak köleleştiren efendilere hizmet eder. İntikam ruhu, öfke ya da yıkıcılıktan meydana gelmeyecektir, yeni toplum. Yıkım, yapıcı bir ruh ile gerçekleştirilmelidir. Devrim ve muhafaza etme birbirini dışlamaz.
Eski Romalıları taklit etmekten vazgeçin. Jakobit[1] diktatörlük rolünü geçmişte oynadı fakat tribünlerin büyük tiyatroları ile güzel davranışlar sizin toplumunuzu yaratmaz. Gerçek hayatta yürütülmelidir. Faydalı nesneleri yeterli miktarda yaparsınız; faydalı şeyleri adil dağılım ile tüketmek istersiniz; o halde doğru bir biçimde takas etmelisiniz.
Çalışma ile yaratılmamış şeyin, der Proudhon, değeri yoktur; işçiler kapitalistlerin üstünlüğünü yaratmıştır ve siz yarattığınız değerleri saklayıp kullanamazsınız çünkü siz yalıtılan ve mal sahiplerinin servetini artıran ve böylelikle onlara köleler ve mülk üzerinde iktidar sağlayan mülksüz insanlarsınız. Fakat bu durumda o, sadece imtiyazlının elindeki birikmiş malın mevcut stoklarına bakmanın ve de bunları sadece siyaset ya da şiddet yoluyla onlardan almayı düşünmenin ne kadar çocukça olduğunu söyleyebilir. İşçiler tarafından yaratılan değer her zaman değişir, her zaman dolaşımdadır. Bugün değer, kapitalistten tüketici olarak işçi aracılığıyla kapitaliste geri döner; değer, kapitalistten tüketici işçilere gitsin fakat onlardan tekrar kapitalistlere değil, aynı işçilerin, üreten işçilerin ellerine dönsün diye kendinizin karşılıklı davranış biçimini dönüştürerek yeni kurumlar tesis edin.
Proudhon tüm bunları, benzersiz bir güçle, ciddiyet ve coşkunluğun, tutkunun ve objektifliğin büyük bileşimi ile kendi halkına söylemişti. Proudhon, devrim, çözülme, geçiş ve kapsayıcı ve temel önlemler olasılığı anında yeni toplumu yaratacak, hükümetin son yasası olacak ve hükümeti söylendiği gibi geçici hükümet yapacak bireysel adımları ve kararları önermişti.
Ses oradaydı fakat dinleyiciler yoktu. Doğru zaman oradaydı fakat geçip gitti ve şimdiyse sonsuza dek yok oldu.
Proudhon biz sosyalistlerin yeniden keşfettiği şeyi; sosyalizmin her zaman mümkün ve her zaman imkânsız olduğunu biliyordu. Sosyalizm, doğru insanlar onu istediğinde diğer bir deyişle onu eyleme koyduğunda mümkündür ve insanlar onu istemediğinde ya da sözüm ona onu isteyip ona göre harekete geçemediğinde imkânsızdır. O yüzden bu adamın sesi duyulmadı. İnsanlar onun yerine incelediğimiz ve reddettiğimiz yanlış bilimi sunan, sosyalizmin kapitalist büyük sanayinin doruk noktası olduğu ve çok az kapitalistin şimdiden neredeyse sosyalist olmuş kurumların özel mülkiyetine sahip olduğunda geldiğini, böylelikle birleşmiş proleter kitlelerin özel mülkiyeti toplumsal mülkiyete geçirmesinin kolay olacağını öğreten bir başka sesi duydu.
Sentez adamı Pierre Joseph Proudhon yerine, analiz adamı Karl Marx duyulmuş ve dolayısıyla çözülme, çürüme ve çöküşün devam etmesine izin verilmişti.
Analiz adamı Marx, kendi kelime haznesinde hapsedilen sabit, katı kavramlarla çalıştı. Bu kavramlarla Marx, gelişim yasasını açıklamak ve adeta zorla kabul ettirmek istedi.
Sentez adamı Proudhon kapalı kavramsal kelimelerin yalnızca daimi devinim için sembol teşkil ettiklerini bize öğretti. Kavramları akan devamlılık içerisinde eritti.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon, şey-kelimeleriyle ilgili hiçbir sorunu çözmeyi istememiş; hareketleri belirleyen kapalı şeyler ve ilişkiler, apaçık bir varlık, oluş, kaba görünürlük, görünmez değişim yerine ve son olarak – en olgun yazılarında – toplumsal ekonomiyi psikolojiye dönüştürmüştür. Öte yandan psikolojiyi de kaba bireysel psikolojiden – ki bireyden yalıtılmış bir şey çıkarır – insanı bir dizi sonsuz, bölünmez ve ifade edilemez oluş şeklinde tasavvur eden toplumsal psikolojiye dönüştürmüştür. Bu bakımdan Proudhonizm diye bir şey yoktur, sadece Proudhon vardır. O halde Proudhon’un belli bir an için hakikatle ilgili söyledikleri, şeylerin on yıllardır devam etmesine izin verildiği günümüzde, artık uygulanamaz. Geçerli olan yalnızca Proudhon’un düşüncelerinde baki olandır; kendisine ya da geçmiş herhangi bir tarihsel ana körü körüne dönmek için hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.
Marksistlerin Proudhon hakkında söyledikleri, yani onun sosyalizminin küçük burjuva ve küçük çiftçi sosyalizmi olduğu, bizim de tekrar etmemize izin verin, tamamen doğrudur ve onun en yüksek unvanıdır. Onun sosyalizmi, diğer bir ifadeyle, 1848 ila 1851 arası sosyalizmi, Fransız halkının 1848 ila 1851 arası sosyalizmidir. O anda mümkün ve gerekli olan sosyalizm idi. Proudhon, bir Ütopyacı ya da bir peygamber değildi; bir Fourer de değildi, Marx da. Eylem ve kavrama adamı idi.
Burada açıkça 1848-1851 yıllarının adamı olan Proudhon’dan bahsediyoruz. Bu adam şöyle söylemişti ve yaşadığı çağ onun böyle söylemesi için teşekkül etmişti: “Siz devrimciler, eğer bunu yaparsanız, büyük dönüşümü başaracaksınız.”
1848 yılının adamından olduğu kadar öğrenecek şeyimiz olan sonraki yılların adamı, devrimden sonra söylediği devrimci konuşmaları, beyhude melodramatik ya da pornografik bir öz-taklit ile tekrar etmeyi istemedi. Her şeyin kendi zamanı vardı ve devrim sonrasındaki her an, geçmişin büyük anında yaşamları durmamış herkes için devrim öncesi zamandı. Proudhon, aldığı pek çok yaradan kaynaklı kanamaya rağmen yaşamaya devam etti. O zaman şunu sordu kendisine: “Ben, eğer yaparsanız dedim; fakat neden yapmadılar?” Cevabını buldu ve sonraki çalışmalarında bu cevabı yazdı. Bu cevabın bizim dilimizdeki karşılığı şudur: “Çünkü ruh yoktu.”
Ruh, o zaman da yoktu ve 60 yıldır da yok ve hiç olmadığı kadar derine batıp kayboldu. Şu ana kadar gösterdiğimiz her şey bir cümle ile özetlenebilir: Tarihte öngörülen sözüm ona doğru anı beklemek bu hedefi daha da uzak bir tarihe ertelemiş ve bulanık bir karanlığa itmiştir; ilerlemeye ve gelişmeye duyulan güven gerilemenin adı idi ve bu “gelişme” dış ve iç koşulları yozlaşmaya daha da çok adapte etti ve büyük değişimi hiç olmadığı kadar uzak kıldı. Marksistler, insanlar kendilerine inandığı sürece “Henüz zamanı değil!” derken haklı olacaklar ve asla daha az değil, her zaman daha fazla haklı olacaklar. Bir deyişin, bu deyiş söylendiği ve çabucak duyulduğu için doğru olduğunu söylemek yaşamış ve meydana gelmiş en korkutucu çılgınlık değil midir? Ve herkesin oluşu, sanki nihai, tamamlanmış bir oluşmuş gibi ifade etme girişiminin, insanların zihinlerinde bunun güç kazanması halinde biçim ve yaratıcılığın güçlerini eninde sonunda zayıflatmak zorunda olduğunun farkına varması gerekmez mi?
Marksizme yılmadan saldırmamızın sebebi budur. Bu yüzden işin peşini bırakamayız ve ondan tüm kalbimizle nefret etmeliyiz. Marksizm bir tarif ve bilim değildir. Öyleymiş gibi davranmaktadır; fakat acizliğe yadsıyıcı, yıkıcı ve sakatlayıcı bir çağrı, irade eksikliği, teslimiyet ve kayıtsızlıktır. Sosyal Demokrasi’nin detaylar üzerinde arı-gibi çalışması – laf arasında söyleyelim Sosyal Demokrasi, Marksizm değildir – bu yetersizlik onun yalnızca öteki yüzüdür ve yalnızca sosyalizmin orada olmadığını ifade eder zira sosyalizm küçük ve büyük meselelerde bütünü hedefler. Bu tür bir detaylı olmayan çalışma sadece kasırgadaki bir kuru yaprak gibi mevcut anlamsızlığın döngüsünde, sadece pratiğe geçirilen, sürüklenişi reddedilecektir.
Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler. Marksistler, Hegel tarzında bir ilerlemeye inanırken, revizyonistler Darwin tarzı bir evrimin taraftarıdırlar. Artık felakete ve aniden oluşlara inanmıyorlar; kapitalizmin ani bir devrim ile sosyalizme dönüşmeyeceğine fakat tedricen daha katlanılabilir bir biçim alacağına inanıyorlar.
Bunlardan bir kaçı sosyalist olmadıklarını kabul etmeyi tercih edebilir ve parlamentarizme ve parti politikalarına, oy toplamaya ve monarşizme adaptasyonlarında şaşırtıcı bir biçimde başarılı olabilirler. Diğerleri ise kendilerini hala tümüyle sosyalist olarak görebilir. Bunlar, işçilerin özel durumlarında, sözde endüstriyel anayasalcılık sayesinde işçilerin üretimdeki payında ve tüm ülkelerde demokratik kurumların genişlemesi sayesinde kamusal ve yasal koşullarda daimi, yavaş ve fakat durmayan bir iyileşme gördüklerine inanırlar. Hem kabul ettikleri hem de kısmen sebep oldukları Marksist doktrinin başarısızlığı üzerinden kapitalizmin hâlihazırda sosyalizm yolu üzerinde bulunduğunu ve bu gelişmeyi enerjik bir biçimde teşvik etmenin de sosyalistlerin görevi olduğu sonucunu çıkarırlar. Bu görüşleriyle, Marksizm’in ilk başta söylediği şeyin çok da uzağında düşmezler. Sözüm ona radikaller de her zaman aynı yol üzerindeydiler ve sadece bu görüşün devrimcilikle kırbaçlanmış ve bir araya gelmiş seçmen kitlelerine söylenmemesi dileğine sahiptirler.
Marksistlerin revizyonistlerle olan gerçek ilişkisi şu şekildedir: Marx’ın ve onun en iyi havarilerinin aklında, koşullarımızın tamamı kendi tarihsel bağlamları içerisinde yer aldığı ve bunların genel kavramlar altında toplumsal yaşamımızın detaylarını düzenlemeye çalıştığı vardır. Revizyonistler, yerleşik genellemelerin yeni doğan gerçekliklerle örtüşmediğini çok net gören fakat yine de çağımızı külliyen, yeni ve temelde farklı bir şekilde anlamaya ihtiyaç duyan karakteristik şüphecileridirler.
Marksizm, bir süre için, çok sayıda ıskat edilmişin kendi yoksulluğunun, doyumsuzluğunun farkına varmasına ve topyekûn bir değişim için ideal bir haleti ruhiyeye yol açmıştır. Bu süremezdi çünkü söz konusu bilimsel aptallığın ektisi altında kitleler beklemeye yönelmiş ve herhangi bir sosyalist faaliyet yapamaz hale gelmiştir. Bu şekilde, kitleler, siyasi ve demagojik yöntemlerle sürekli cesaretlendirilmemiş olmasalardı, tedrici bir dinginlik ve sakinlik çoktan kitlelere geri dönerdi. Revizyonistler erken kapitalizmin en kötü barbarlığının ortadan kalktığını, işçilerin proleter koşullara daha da alıştığını ve kapitalizmin hiçbir şekilde kendi çöküşüne yakın olmadığını şimdilerde görüyorlar. Elbette bizler, bunların tamamında, kapitalizmin sürdüğü muazzam tehlikeyi görüyoruz. İşin aslı, işçi sınıfının durumu – bir bütün olarak görüldüğünde – iyileşmemiştir. Aksine yaşam daha da zor ve nahoş bir hal almıştır. O kadar nahoş bir hale gelmiştir ki işçiler neşesizleşmiş, ümitsizleşmiş ve ruh ve karakter bakımından yoksullaşmıştır. Fakat en önemlisi sosyalizm için mücadele, doğru mücadele, münhasıran acıma hislerine ya da öncelikle belli bir insan sınıfının kaderine bağlı olmaz. Toplumun temellerinin tümden dönüşümü ile ilgilidir. Hedefi yeni bir yaratımdır.
Bizim işçilerimiz bu halet-i ruhiyeyi giderek kaybetmiştir (zira hiçbir zaman halet-i ruhiyeden daha fazlası olmamıştır), çünkü Marksizmde çözülme ve iktidarsızlık unsurları başından itibaren öfke kuvvetlerinden daha güçlüydü ve herhangi bir olumlu içerikten de yoksundu. İşçi sınıfının, Tanrının ya da tarihsel zorunluluk gereği gelişimin seçilmiş insanları değil, daha ziyade en şiddetli acı çeken insanların bir kısmı olduğunu hâlihazırda bilenler açısından revizyonizm fenomeni ve onun hoşgörülü şüpheciliği sadece eylemsizlik, kararsızlık ve kitlelerin rehaveti üstündeki “ideolojik üstyapı”dır ve işçi sınıfı sefalete eşlik eden ruhsal değişimler yüzünden bilgi elde etmeyi en zor iş olarak görecektir. Bu alandaki tüm genellemelerden kaçınmak en iyisidir. İşçi sınıfı oldukça farklıdır ve acının çok farklı insanlar üzerinde her zaman çok farklı etkileri olur. Fakat acının büyük kısmı birinin kötü durumunun kavranmasıdır ve en azından bu ölçüde hiç acı çekmemiş kaç proletarya vardır!
Devrim başarısız olduktan sonraki zamanlarda, devrimden önceki bu altmış yıl boyunca, ilişkilerin nasıl değiştiğini biliyoruz. Bunlar kapitalizmin uyumunun, proleterleşmenin on yılları idi ve pek çok açıdan hâl-i hazırda kalıtsal hale gelmiş gerçek bir adaptasyondu. İnsanlar arasındaki ilişkilerde bozulma vardır ki bireysel insanlara ait pek çok bedenin şimdiden fark edilir bir biçimde çürümesine dönüşmüştür.
Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir.
Burada bahsettiğimiz muazzam bir tehlikedir. Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir. Buna rağmen insanlar birbirine karşı çok aptalca, çok alçakça hareket edebilir. Tümüyle esarete teslim olabilir ve kendi gaddarlıklarını kabul edebilir: Tüm bunlar insanlar arasında bir şeydir, kendilerine kararlı, canlı duyguların hizmet etmesi halinde işlevsel ve gelecek nesilde ya da hâlihazırda yaşayan insanlarda değiştirilebilen bir şeydir. Toplumsal ya da genellikle söylendiği gibi psikolojik ilişkiler meselesi olduğu müddetçe bu durum henüz kötü değildir. Kitlesel sefalet, yoksulluk, açlık, evsizlik, psikolojik yılgınlık ve ahlak bozukluğu ve zevk düşkünlüğü, aptalca lüks, militarizm, ruhsuzluk – hepsi, oldukları halleriyle kötüdürler, isabetli bir doktor gelirse yaratıcı ruhtan, büyük devrimden ve yenilemeden (regeneration) çıkarsa bunları tedavi edilebilir. Fakat tüm zorluk ve baskı ve ruhsuzluk insanlar arasında bir şeyler olmaktan çıkarsa, ruhta bulunan ilişkiler bozulursa, adına ruh dediğimiz insanlar arası ilişkiler kompleksine bundan böyle rahatsızlık vermezse, kronik yetersiz beslenme yerine, alkolizm, uzun süreli acımasızlaşma, sürekli tatminsizlik, akut ruhsuzluk (ki ruh ve sosyal yapı açısından önemi, ağı açısından örümceğin önemi gibidir) bireysel bedenlerde kapsamlı etkilerle birlikte değişimlerle sonuçlanırsa, o zaman hiçbir çare yardımcı olamayacaktır ve halk ya da halkların tüm kesimleri yıkıma mahkûm olabilecektir. Halkların her zaman yok olması gibi, onlar da yok olacaktır: diğer, sağlıklı halklar bunların efendileri olur ve halkların karışımına dönüşür ve hatta bazen de kısmi imha yaşanır – eğer, en azından diğer, sağlıklı halklar hala yaşıyorsa. Kimse uluslar tarihinin ilk dönemlerinden analojilerle ucuz oyunlar oyamamalıdır. Çünkü zamanı geldiğinde, şeyler, gene, sözde ulusların göçü denilen zamanlarda yaptıkları gibi ilerlemek zorunda değildir. İnsanoğlunun başlangıç zamanlarında yaşıyoruz ve bu yeni başlamış insanoğlunun sonunun başlangıcı olabileceği tümüyle göz ardı edilemez. Belki de hiçbir çağ gözlerinin önünde dünyanın sonunun bu kadar tehlikeli bir biçimde belirdiğini biziler kadar görmemiştir.
Gerçek ilişkiler kompleksi bakımından insanoğlu, dışsal bağlarla ve içsel çekimle ve ulusal sınırları aşan dürtüyle bir arada duran bir dünya toplumu elbette ki henüz mevcut değildir. Fakat bunun vekilleri oradadır ve bunlar bir ersatz’dan daha fazlası olabilir. Bunlar, başlangıç olabilir: dünya pazarı, uluslararası anlaşmalar ya da hükümet politikaları, uluslararası örgütler ve çeşitli türde kongreler, küre çevresinde trafik ve iletişim, bunların hepsi, eşitlik olmasa bile, en azından çıkarların özümsenmesini, gelenekleri, sanatı veya sanatın modaya uygun yedeğini, teknoloji ruhunu, siyasi biçimleri daha da çok yaratmaktadır. İşçilere de bir ulustan diğerine giderek daha fazla ödünç verilmektedir. Dahası tüm ruhsal gerçeklikler – din, sanat, dil, genelde ortak ruh – orada ikişerli bulunmaktadır ya da bize doğal bir zorunluluk gereği ikişer ( birincisi birey ruhunda nitelik olarak ya da meleke olarak ve ikincisi insanlarla yaratıcı örgütler ve birliklerin iç içe geçtiği bir şeyler olarak) görünmektedir. Tüm bunlar özensiz bir biçimde ifade edilmiştir. Geçiş yaparken düzeltilebilecek olan hemen yapılacaktır fakat bu zamanda bu dil eleştirisi uçurumunun ve fikirler teorisinin (ikisi de birbirine aittir) derinine inemeyiz. Tüm bunlara şunu söylemek için değinildi: medeniyet (humanitas), humanité, humanity ve beşeriyet ki bunlara şimdilerde göstermelik merhametli bir lütuf, zayıflatılmış ve derinlik yoksunu bir ifade ile “insaniyet”(humaneness) diyoruz – tüm bu kelimeler, aslen sadece bireyde yaşayan ve hükmeden insanoğluna atfedilmekteydi. Bir zamanlar, en azından Hıristiyanlığın tam zamanında çok güçlü bir şekilde vardı, fiziken çokça hissediliyordu. Özdeş toplum olarak mütekabiliyet bireyde temerküz eden ve bireyler arasında büyüyen beşeriyete geldiğinde ancak dışsal anlamıyla gerçek beşeriyete varabileceğiz. Bitki tohumunda bulunur, tıpkı, tohumun, atalarına ait bitkilerin sonsuz zincirinin cevheri olması gibi. İnsanoğlu hakiki varlığını bireyin insaniliğinden alır. Bireyin insaniliğinin sadece geçmişin sayısız neslinin varisi olması da tıpkı böyledir. Olan şey oluştur, küçük evren (mikrocosm), evrendir (macrocosm). Birey halktır, ruh toplumdur, düşünce birlik bağıdır.
Fakat bildiğimiz birkaç bin yıllık tarihte insanoğlu ilk kez tam anlamıyla ve tam kapsamlı olarak haricen birleşmek istiyor. Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir. Tüm dünyada insanoğlu yaratılmak istemektedir ve bunu, eğer birleşmiş insanoğlunun başlangıcı, sonu olmayacaksa, insanoğlunun başına güçlü bir yenilenme geldiği o anda istemektedir. Önceden bu tür bir yenilenme genellikle geri kalandan ve kültürel karışımdan ortaya çıkan yeni halklar ile ya da göç alan yeni ülkelerle özdeşti. Halklar birbirine ne kadar çok benzerse ülkeler o denli yoğun iskâna tabi oluyordu ve dışarıdan veya içeriden bu tür bir yenilenme için umut da o kadar az oluyordu. Hâlihazırda kendi halklarımızdan ümit kesmek isteyenler ya da en azından zihinlerin radikal yenilenmesi için dış dürtünün ve canlı enerjinin dışarıdan, şifalı uykularından yeni uyanmış eski halklardan gelmesi gerektiğine inananlar, hala, Çin, Hindu ya da belki Rus halkları için umut inşa edebilir. Bazıları, çocuksu Kuzey Amerikan barbarlığı arkasında belki de hala saklı kalmış bir idealizmin ve fevkalade patlak verecek coşkun bir ruha ait fazla enerjinin olduğunu yine de ümit edebilir. Ancak 40 ya da 50 yaşlarında olan bizlerin bu romantik beklentiler yüzünden gene de hayal kırıklığı yaşayacağımız ve Çinlilerin Batıyı taklitte Japonya’yı takip edeceği, Hinduların salt çürüme kanallarına hızlıca geri kaymak, vs. için yükseleceği akla yatkındır. Asimilasyon çok hızlı ilerlemektedir. Medeniyet ve medeniyetle birlikte gerçek fiziki ve psikolojik çöküş yayılmaktadır.
Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir.
İhtiyacımız olan cesareti ve ivediliği elde etmek için kendimizi bu boşluğa bırakmalıyız. Bu sefer yenilenme bilinen herhangi bir zamana kıyasla daha güçlü ve farklı olmalıdır. Sadece kültür ve beraberinde yaşamın insani güzelliğini arıyor değiliz. Bir çare arıyoruz; kurtuluş arıyoruz. Yeryüzünde bugüne kadar var olmuş en büyük dışsal katman yaratılmalıdır ve bu katman, imtiyazlı tabakada – küresel insanoğlu – şimdiden hazırlanmaktadır. Yine de bu, harici bağlarla, anlaşmalarla ve hükümetsel yapı ya da korkunç buluş olan dünya devleti ile gelemeyecek, ancak en küçük grupların, yukarıdaki tüm toplulukların yeniden tesis edilmesi ve en bireysel bireyselcilik ile gelecektir. Şümullü bir toplum inşa edilmeli ve inşa küçük ölçekte başlamalıdır; tüm mıntıkalara uzanmalıyız ve bunu da ancak çok derin kazarsak yapabiliriz zira bundan böyle dışarıdan daha fazla yardım gelemez. Artık işgal edilmemiş hiçbir toprak yoğun kalabalık halkları yerleşmeleri için davet etmeyecektir; insanoğlunu tesis etmeliyiz ve bunu ancak insanilikte bulabiliriz. Bunun da sadece bireylerin gönüllü ilişkisinde ve doğal olarak birbirlerine yakınlaşan, aslında bağımsız insanlar topluluğundan yükselmesini sağlayabiliriz.
Ancak şimdi biz sosyalistler rahat bir şekilde nefes alıp kaçınılmaz zorluğu, görevimizi, varlığımızın bir parçası olarak kabul edebiliriz. Şimdi, fikrimizin bizim benimsediğimiz bir fikir değil de bizi seçim yapmaya – ya peşinen insanoğlunun gerçek yıkımını tecrübe etmeye ya da bu yıkımın çevremizde aşınan başlangıçlarını seyretmek veya kendi eylemimizle yükselişin ilk başlangıcını yapmaya – sevk eden çok güçlü bir dürtü olduğunu içten bir kesinlikle hissediyoruz.
Burada muhtemel bir gerçekliğin bir kuruntusu olarak tehdit etmesine izin verdiğimiz dünyanın sonu elbette ki neslin ani olarak tükenmesi değildir. İçinde karşı konulamaz türde bir kaide bulma eğilimi ve analojiye karşı uyarıda bulunuyoruz çünkü kimi çöküş dönemlerinin ardından gelen büyük dönemleri biliyoruz. Durumu gözümüzde canlandırdığımızda, hangi emsalsiz hızla ulusların ve sınıfların bu kapitalist medeniyette birbirine daha da benzer hale geldiğini; proleterlerin nasıl sıkıcı, uysal, kaba, dışsal ve artan ölçüde alkolik olduğunu; dinlerini kaybetmeleri ile her tür içsel hissi ve sorumluluğu nasıl kaybettiklerini; tüm bunların fiziki etkilerinin nasıl olduğunu; üst sınıfların siyaset, kapsamlı görüş ve belirleyici eylem açısından güçlerini nasıl kaybettiğini; sanatın züppelik, modaya uygun değersiz ve arkeolojik ve tarihsel taklit ile nasıl ikame edildiğini; nasıl eski din ve ahlak ile her sıkı standardın, her kutsal ittifakın, her karakterin sağlamlığının kaybedilmekte olduğunu, kadınların yüzeysel kösnüllük ve renkli, dekoratif şehvet girdabına nasıl çekilmekte olduğunu; doğal düşünülmemiş nüfus artışının tüm halk katmanlarında azalmaya nasıl başladığını ve bilim ve teknolojinin rehberliğinde çocuksuz seks ile ikame edildiğini; sorumsuzluğun, hâkim koşullar altında neşesiz iş yapmayı artık kaldıramayan proleterlerle vatandaşlar arasındaki tam da en iyi unsurları nasıl istila ettiğini görüyoruz. Eğer tüm bunların toplumun her katmanında nevroza ve histeriye dönüşmeye başladığını nasıl görüyorsak, o zaman kişi, iyileşme için, yeni kurumların yaratılması için kendisini toplayacak olan halkın nerede olduğunu sormalıdır. Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir. Ruhun böyle birliktelikleri aile, kooperatif, profesyonel grup, topluluk ve ulus olarak yarattığı yerde özgürlük vardır ve insanoğlu da burada vücut bulabilir. Fakat ruhun yerini almış tahakkümün, cebri kurumlarında ruh yerine şimdilerde neyin köpürmeye başladığını biliyor muyuz, bu ikameye katlanabileceğimizden emin olabilir miyiz? Ruhsuz özgürlük, kösnül özgürlük, sorumsuz haz özgürlüğü? Ya da tüm bunların kaçınılmaz sonucunun en dehşetli eziyetler ve yalnızlık, en dermansız zayıflık ve hissiz umursamazlık mı olacak? Acaba bir coşkun duygu ve yeniden doğuş anı ve büyük kültürel topluluklar federasyonu devrinin anını hiç yaşayacak mıyız? Şarkıların insanlarda yaşadığı, kulelerin birliği ve coşkuyu cennete taşıdığı ve ruhlarında halkın temerküz ettiği insanları yüceltmek suretiyle büyük işlerin halkın büyüklüğünü temsil etmek için yaratıldığı zamanlar hiç olacak mı?
Bilmiyoruz ve bu yüzden buna teşebbüs etmenin görevimiz olduğunu biliyoruz. Geleceğin sözde biliminden şu anda tamamen kurtulduk. Sadece hiçbir gelişme yasası olmadığını biliyor değiliz. Güçlü tehlikeyi, şimdiden çok geç kalmış olabileceğimizi, tüm teşebbüslerimizin ve eylemlerimizin belki de artık yardımcı olamayabileceğini dahi biliyoruz. Ve bu yüzden kendimizdeki, tüm bilgilerimizdeki son bağlarımızı da atıp kurtulduk, daha fazlasını biliyor değiliz. Tarif edilmemiş ve belirsiz bir şeyler önünde ilkel bir adam gibi duruyoruz. Önümüzde hiçbir şey yok ve her şey yalnızca kendi içimizde var: bizde gelecekteki insanoğlunun değil geçmişteki insanoğlunun realitesi ya da etkinliği var; dolayısıyla bu realite ya da etkinlik aslen içimizde var. Başarı bizim içimizdedir. Bizi yolumuza koyan aldatılamaz görevimiz içimizdedir. Yapılanın ne olması gerektiğinin imgesi içimizdedir. Süflilik ve sefaleti geride bırakma ihtiyacı içimizdedir. Adalet hiç şüphesiz ve amansız içimizdedir. Karşılıklı yanıt arayan ahlak ve herkesin çıkarını tanıyan akıl içimizdedir.
Burada yazıldığı gibi hissedenler, en büyük cesareti en büyük ihtiyaçtan doğanlar, her şeye rağmen yenilenmeye teşebbüs etmek isteyenler – şimdi onların toplanmasına izin verin; çağrılanlar onlardır; uluslara ne yapılması gerektiğini söylemeleri ve halkların işe nasıl başlayacaklarını göstermeleri için onlara izin verin.
Çev: Nesrin Aytekin
[1] İngiltere kralı 2. James yanlısı.

https://itaatsiz.org/?p=5532
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.25 17:25 griljedi (Tespit) Euron Greyjoy “Ateş mi Buz mu?”

Dikkat, 6. kitaptan SPOILER içerir.

Burada Euron’un tarafını tartışmak istiyorum. Aslında temel düşüncem Euron’un kendi tarafında olduğu, yani kişisel hırs ve çıkarları için güçlü olduğunu düşündüğü tarafla ittifak içine girdiği yönünde. Peki, bu hangi taraf? %100 şudur diye bir iddiam var diyemem ama benim görüşlerimde bir ağırlık değişimi oldu.
Şimdi bizim sosyopat karakterimiz Euron hakkında ciddi beklentilere sahibiz. Adamın çılgınlığı, gizemli oluşu ve nihai hedefini biliyor gibi görünsek de o hedefe ulaşmasını sağlayacak tertip ve niyetlerini bilmemek ister istemez bizde böyle etki yarattı.
Euron, kişiliğine baktığımızda kötü bir karakter olarak kabul ediliyor. Eh, acımasızlığı ve kardeş katili olması gibi şeylere bakınca hakkında iyi şeyler söyleyecek bir şeyler bulmak zor olduğu gerçek.
Kendisini bir çeşit ilah gibi görüp (veya dönüştürüp) Demir Taht’a oturarak hükmetmek istediğini söylediğini, biliyoruz. Muhtemelen de bu konuda gerçeği söyledi, zaten serinin ana teması “güç” ve “gücün yozlaştırıcı etkisi” idi, GRRM’in ifadesine göre.
Haliyle Euron’u iki taraf arasında doğruca “buz” tarafına gönderip, “Ötekiler” ile bir bağlantısı olduğuna inandık. Peki niye böyle yaptık? Cevabı çok basit; bunun temel sebebi hem bizim “algımız” hem de Melisandre karakterinin bu geleneksel algımızı kullanarak yaptığı “maniple” sonucu…
Geleneksel algımız nedir? Her hikayede bir iyi-kötü taraf vardır; karanlık lordlar ve ona karşı savaşan aydınlık lordlar var. Melisandre de sürekli olarak “ateş” tarafını ölüm ile savaşan, yaşamı temsil eden taraf olarak; “buz” tarafını da her şeyi öldürmeye niyetli olan, kötü-ölüm tarafı olarak lanse etti. Benerro ve Moqorro da az destek çıkmadı, denebilir. Sonuçta insanlar “ölümden” nefret eder ve ölüm de korkulacak bir şey olarak bizim için kötü bir şeydir.
Bu yüzden Euron’u ölüm saçan, kötü adamların yani “buz”’un tarafına salladık. Aksi de olamaz, diye düşünüp alternatif hiçbir düşünceyi aklımıza getirmedik. Ben dahil… Kaldı ki sizden daha farklı düşünüyor olmama rağmen bu, buz ve ateş meselesinde. Buz ve Ateşin Savaşı 1 2 bu başlığı hatırlar iseniz ASOIAF evreninde var olan bu buz-ateş savaşını iyi ve kötünün savaşı olarak görmek hata idi. Zira GRRM’in mantığına göre artık “karanlık lordlara” ihtiyaç yoktu; kötüler siyah ile iyiler beyaz ile temsil edilmesine gerek yoktu… Her karakter iyi-kötü şeyler yapabilir. Nasıl ki Stark-Lannister savaşında -okuyucu olarak- iki tarafın da yanında olanlar var ve kimse karşı tarafa gerçek anlamda kötü taraf diyemiyor ama günahsız da diyemiyor, aynı şey bunun için de geçerli.
Haliyle geçenlerde niye böyle yaptığımı sorguladım.
Şimdi Euron’un şurada söylediği sözlerin bazısına bakalım.
“…Yalnızca bir deniz canavarı Gölge’nin yanındaki Asshai’ye yelken açtı ve tasavvur bile edilemeyecek harikalar ile dehşetler gördüHepsini alalım derim! Batıdiyar’ ı alalım derim.”
Elbette bunu sorguluyorlar, nasıl olabilir ki bu? Daha Kuzey’i bile ellerinde tutamıyorlar iken.
“Aegon?” Victarion, kollarını zırhlı göğsünde birleştirdi. “Fatih’in bizimle ne ilgisi var?” “Savaşlar hakkında senin bildiğin kadar şey biliyorum Kargagöz,” dedi Asha. “Aegon Targaryen, Batıdiyar’ı ejderhalarla kazandı.” “Biz de öyle yapacağız,” diye söz verdi Euron Greyjoy. “Sesini duyduğunuz şu boruyu, bir zamanlar Valyria olan dumanlı yıkıntıların arasında buldum, benden başka hiçbir adam orada yürümeye cesaret edemedi. Borunun çağrısını duydunuz ve gücünü hissettiniz. Bu bir ejderha borusu, kasnakları kırmızı altından ve üstüne tılsımlar kazınmış Valyria çeliğinden yapıldı. Ejderha lordları, Kıyamet tarafından yok edilmeden önce bu çeşit borular üflerdi. Bu boruyla ejderhaları kendi irademe bağlayabilirim.” Asha yüksek sesle güldü. “Keçileri senin iradene bağlayacak bir boru daha faydalı olur Kargagöz. Artık ejderhalar yok.” “Yine yanılıyorsun kızım. Uç ejderha var ve ben onları nerede bulacağımı biliyorum. Bu malumatın değeri ahşap bir taçtır şüphesiz.”
Euron’un sözlerini doğru kabul eder isek Asshai’ye ve Valyria’ya gitmiş. Valyria kısmı bizi şüpheye düşürse de Asshai’ye gittiğine şüphe etmem zira ipini koparan gidebiliyor zaten. Ejderha Borusunu ve Valyria çeliği zırhı olduğunu biliyoruz.
Asshai ve Valyria’yı “ateş” tarafının şehirleri olarak görmek yanlış bir çıkarım değil hatta Asshai, R’hllor inancının ana merkezi olarak görüyorum, dinin çıktığı yer burası olsa gerek ki AA efsanesi de ilk buradan çıkıp Batı’ya doğru yayılmış. İlk ejderhaların Gölge Topraklardan ve Yeşim Denizin’den çıktığı efsanelerini de unutmaz ise bu bölgeler ateş, ejderha, aa, ejderha çeliği, ateş ve kan büyüsü gibi şeylerin ana merkezi olarak kabul edilebilir. Özetle Euron, ateş taraflarında geziniyor sürekli…
Euron, ateş gücünü elinde bulunduran Dany’nin ve onun ejderhalarının peşinde. O gücü ondan çalma niyeti olduğu aşikar. Asshai’ye gidip, Gölge Toprakları gezmiş ve burada AA meselesini, Ötekiler ve gelen savaş meselesini görüp, öğrendiğine şüphe yok gibi.
Sonra Dany ile olan evlenme isteği ve sebebine değiniyor.
“…Demir Taht şöyle dursun, o oğulların hiçbiri Deniztaşı Tahtı’nda oturmaya uygun değil. Hayır, tahta uygun bir vârisimin olması için başka bir kadına ihtiyacım var. Deniz canavarı, ejderhayla evlendiğinde bütün dünya korksun kardeşim.”
Burada taht olarak çevrilen şey ingilizce’de him olarak belirtilmiş. Muhtemelen öncesinde tahttan bahsettiği için doğrudan onu kast ettiği düşünüldü çeviri yapılırken ama it demesi gerekirdi him değil, yani bir şahsın kendinden bahsediyor. “Ona layık bir varis” Gerçi narsist olduğu için kendisini de kast ediyor, olabilir. Sonuçta kendinden başka şahıs gibi konuşan tipler de görmedik değil. (Bknz: Jaqen)
“So are the contents of my chamber pot. None is fit to sit the Seastone Chair, much less the Iron Throne. No, to make an heir that’s worthy of him , I need a different woman. When the kraken weds the dragon, brother, let all the world beware.”
Bu “him” konusunda bir hata yok ise ve doğruysa Euron’un kast ettiği, kendisinden büyük gördüğü bir şahıstan bahsediyor. Bu da akla kafadan R’hllor ve Kebir Öteki’yi getiriyor, değil mi?
Pekala, Kebir Öteki ise neden Dany? Dany ve ejderhaları ateş ve ateş, KÖ’nin düşmanıdır. Yani ona uygun bir varis için Dany yerine “buz” tarafından birini bulması icap eder. Lakin R’hllor’ın takipçisi ise bu durumda Dany uygun bir seçim olacaktır.
Elbette biz Euron’un Dany’yi istemesi konusunda doğru söylediğini farz ederek bu yorumu yapıyoruz. Ejderhasına talip ise Dany’ye sahip olmayı arzulaması olağan. Euron’un ayrıca Daario olduğu ile ilgili bir kuram da vardı, doğru ise olay biraz daha ilginçleşiyor.
Bana göre Euron’un oynaştığı tarafın ateş olmasındaki en önemli işaret 6. kitaptaki Aeron POV’u. Ünlü rüyadan alıntılara bakacağız.
Euron’un gülümseyen, saklı gözleriydi. Dünyaya şimdi kanlı gözünü gösteriyordu. Karanlık ve korkutucu. Baştan topuğa örtülüydü ve karanlık bir onikse benziyordu. Kararmış kafataslarından oluşan tepenin üstünde oturuyordu ve cüceler ayaklarının etrafında hoplayıp zıplarken arkasında bir orman yanıyordu. “Kanayan yıldız kıyamete delalet idi.” dedi Aeron’a. “Bunlar son günler, dünya parçalanıp yeniden yapıldığında, yeni bir tanrı mezarlar ve ceset çukurlarından doğacak.” Euron dudaklarına büyük bir boru yaklaştırıp üfledi ve ejderhalar, krakenler, sfenksler emrine girip önüne eğildi. “Diz çök kardeşim.” diye emretti Kargagöz. “Kralın benim. Tanrın benim. Bana tap ve seni rahibim olarak ayağa kaldırayım.” “Asla. Tanrısız bir adam Deniztaşı Tahtı’nda oturamaz.” “Neden o sert, kara kayayı isteyeyim ki? Kardeşim, tekrar bak ve nereye oturduğumu gör.” Buharsaçlı Aeron baktı. Kafatası tepesi gitmişti. Kargagöz’ün altındaki artık metaldi. Büyük, uzun bir tahttı. Kırılmış kılıçlar, ucu keskin demirler vardı ve hepsinin ucundan kan damlıyordu. Uzun mızrakların üstünde tanrıların cesetleri duruyordu. Bakire oradaydı ve Baba, Anne, Savaşçı, Yaşlı Bilge, Demirci, hatta Yabancı bile oradaydı. Pek çok tuhaf ve yabancı tanrıyla yan yana asılmışlardı, Büyük Çoban, Kara Keçi, Üç Başlı Trios ve Bakkalon’un Soluk Çocuğu, Işık Tanrısı, Naath’ın Kelebek Tanrısı ve daha niceleri. Ve ileride şişmiş ve yeşil yengeçler tarafından yiyip bitirilmiş Boğulmuş Tanrı, Kızıl Deniz Atı’yla beraber çürüyordu, hala saçlarından su damlıyordu. Sonra Kargagöz tekrar güldü ve Rahip Sükunet’in içinde çığlık atarak uyandı. … Rüyalar bu kez daha kötüydü. Dargemileri kaynayan, kan kırmızısı bir denizde başıboş ve yanarken gördü. Kardeşini yine Demir Taht’ta görüyordu, ama Euron artık insan değildi. Daha çok bir kalamara benziyordu, babası derinlerdeki kraken olan bir canavar gibiydi. Yüzünde burulmuş dokunaçlar vardı. Arkasında bir kadın silüeti görünüyordu, uzun ve korkutucuydu, elleri soluk alevle yanıyordu. Cüceler eğlenceleri için hoplayıp zıplıyorlardı, dişi ve erkek, cinsel bir şölene hapsedilmiş, birbirlerini ısırıp parçalaıyorlardı ve Euron’la eşi gülüyor, gülüyor ve gülüyorlardı.
Karanlık bir oniks bana siyah taşları anımsattı. Zamanında kendi kardeşini öldürüp, hakkını gasp eden Kan Taşı İmparatoru’nun taptığı… Euron da Balon’u öldürüp, yerine geçmişti. Deniztaşı Tahtı, yağlı siyah taştan yapılma ve özünde Euron, kendine tapan bir narsist. Diğer bir olay da POV sonunda Aeron’un gördüğü duman kadar siyah dediği Valyria zırhı olabilir.
“Kanayan yıldız kıyamete işaretti…” sözü manidar sözlerden biri çünkü bu, ejderhayı temsil eden bir alamet. Dany ve ejderhaları büyüyor, güçleniyor ve R’hllor tarafı da aynı şekilde. Savaş geliyor, dünyanın sonu geliyor, her şeyin sonu geliyor; bunlar son günler… Euron’un baskın gelecek gücün “ateş” yanı olacağına inanıyormuş gibi bir hali yok mu?
Yeni bir tanrının ceset vb. çukurdan çıkması, yükselmesi meselesi… Aslında mezar ve ceset elbette ki bir ölüm durumunu ifade ediyor. Savaş geliyor ve savaş sonunda dünya yeniden yapılanacak Euron’un ifadesiyle… Benerro’ya göre AA’nın yanında savaşan ve ölenler, yeniden dirilecekler ve yaşayacaklar. Mel’e göre buz tarafı her şeyi öldürmeye, yok etmeye geliyor. Euron, ölüp gitmeye razı olur mu? Yok olmuş, ölmüş bir dünyada kime nasıl hükmedeceksin? Bu kısımlar ateş tarafının iddiası üzerine yorumlanmıştır. Ateş tarafı ise “ölümsüzlük” vaat ediyor. Ölmeyen biri bir çeşit ilah olmaz mı? En azından kendini öyle görmez mi? Bilhassa Euron gibi bir sosyopat narsist? Bence görür. Ölüm, bu tipin işine gelmez. Yaşamak gelir, sonsuza kadar yaşamak…
Kraken ve Ejderhalar hatta Sfenksler geliyor ve diz çöküyor; önünde eğiliyor boru ile çağırıyor bunları. Kraken, Euron’un olduğu şey iken ejderha “ateş” tarafına ait… Onun derdi kraken-ejderha evliliği ve bundan doğacak bir varis ile hükmetmek… sfenks bana Aemon’un sözünü anımsattı… Hala gizemini koruyor, nedir bu sfenks? Sfenksler Valyria sfenks’i olarak seride öne çıkmıştır aslında. Yarı insan yarı başka bir şeydir…
Cüceler deyince hemen akla Çocuklar geliyor ve arkadaki yanan orman(ilahları sanki) bunu destekler gibi hava yaratıyor ve arkasından bütün ilahların yere çalındığını gösteren bir sahne geliyor. Yani yine ilk uzun gece’ye sebep veren tipin yaptığı gibi tüm ilahları alaşağı ediyor ve kendi seçtiği yeni bir ilaha (bu durumda bu kişi Euron’un kendisi) tapıyor. Yalnız cüce kısmını Ölümsüzler evinde gördüğümüz şeklinde yorumlamak daha sağlıklı olabilir. Orada 4 cüce vardı ve bir kadına tecavüz edip, orasını burasını çiğneyip yiyorlardı. Buradaki cüceler de hoplayıp zıplıyor Euron’un karşısında ve birbirlerini yiyor. Muhtemelen Westeros lordları, insanları olabilir. Birbirlerini yemek, cinsel şölen birbirleri ile olan savaşı simgelese gerek. Bu şu an olan bir şey aslında ve devam edecek olan bir şey.
Gemilerin yanıyor olması ve denizin kana bulanmış olması kan-ateş sözlerini anımsatıyor. Muhtemelen Euron’un sonraki hamlesini gösteren bir FS ama kan-ateş birleşimi ilgimi çekti. Euron’un yanındaki kadının soluk da olsa alevli ellere sahip olması dikkate değer.
Aslında İngilizcesinde geçen ifade tam olarak şu; Beside him stood a shadow in woman’s form, long and tall and terrible, her hands alive with pale white fire.
Bir kadın gölge görüntüsü ve ellerinde canlı (gölge olduğu için herhalde) soluk soluk- beyaz alev var.
Alev yerine soğuk buz, kar vb. bir şey olsa kadının uzun olmasından dolayı Ötekiler vs. aklıma gelirdi ki ilk okuduğumda “alevi” sorgulamadan aklıma Gece’nin Kraliçesi türü bir şey gelmişti, dedim ya en başta ben de onu Ötekilerle işbirliği içinde sanıyordum. Fakat ortada “alev” var, buz ve kuzey güçleri ateşten nefret eder. Ateş de yanlış anlamadıysam eğer “canlı”… Nasıl ki Ötekiler, buzun yaşayan hali ise sanki bu kadın da ateşin canlı hali gibi… Yahut işte bu sadece simge olduğu için görülen şeyleri doğrudan bu şekilde algılamak da yanlış, sonuçta Euron da kalamar yüzlü olacak değil. Bu yüzden ateş tarafından bir kadın, Euron’u destekleyecek yahut halihazırda destekliyor, denebilir. Kantaşı’nın da bir karısı vardı, onu destekleyen, kaplan kadın; pek bilgi sahibi değiliz kendisi hakkında o yüzden bir yorumda bulunmak zor… Euron’un ensest, eşcinsellik, yamyamlık ve elbette ki büyülere ilgi duyması da bana yine aynı adamı hatırlatıyor, onda da vardı bunlar. Bu yüzden Euron’un Kantaşı İmp. gibi bir şey olduğunu düşünmek garip kaçmaz herhalde, özellikler vs. benziyor.
Aslında tam da kuram oldu bu ya, hem Euron’un ittifak ettiği taraf hem de Kantaşı İmp. bağlantısı… Neyse bunlar birer fikir, yorum… Siz de fikir ve yorumlarınızı ihmal etmeyin efem. Aslen burada yayımlandı.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.05.07 02:26 SikiTuttunSaruman2 Bu bir Netflix dizisi değil

Bu benim hayatım. Günlüğümü kaybedeli 3 ay oluyor. Tekrar aklımı kaçiriyormuş gibi hissediyorum. Yazamadigim çok şey var, ve görüntüler tekrar tekrar gözümün önüne geliyor. Her şey. Korkuyorum, fakat bir sonun olmasından değil, bunun oluş şeklinden.
Bazen fazla mutluyum, sanki her şey Charlie'nin şeker fabrikasından fırlamış gibi. Aslında genel olarak beni tanıyanlar hep eğlenceli ve konuşmayı seven biri olarak tanımlarlar. Biraz da deli dolu olduğumdan severim yeni şeyler denemeyi. Yılbaşında polis hunisini çalmamiz, ya da diğer yılbaşında gece sokakta sarhoş bir şekilde yarışmamız bu yuzdendi. Fakat tüm bunları hatırladıktan sonra tekrar yoruluyorum, çünkü ben ne kadar delirdikçe o kadar ipler elimden kayıyor. Zevk eşiği yükselmiş bir uyuşturu bağımlısı gibi bagimliyim, Charlie'nin cikolatalarina.
Fakat bazen o asitlenmiş etki bir anlığına kesiliyor. O kadar kısa bir an ki gözlerimin önüne gelen. Yaptığım tonla yanlistan bir tanesi gözümün önüne geliyor. İlk köpeğimin tüm ailesi ölüyor, babası lord'u(ismi lorddu) askerlerin vurdugunu söyledi babam. Kardeşlerini sokakta zehirlemişlerdi. Annelerinin ise sokak kopekleriyle ilişkiye girmekten memeleri sarkmişti. Sonra kıtmir geldi(benim baktığım) Yaklaşık 1, 1.5 yıl sonra hem de, evin yolunu buldu. Sevmedim mesela onu o gün. Kafasını yaklaşırfı ama okşamadım tek bir defa. Onun olduğuna inanmıyordum. Sabah saat 6buçukta boynuna bahçeye baglandigi zincir dolanmış bir şekilde bahçede ölü bulundu. Aklıma boğazını parçalarcasina boğan o zincirle intihar etmiş olan köpeğimin bir anlık görüntüsü geliyor.
Ya da ilk yaptığım seks gibi. Bir apartman dairesinin en üst katı. Hep orada yiyiştigimiz sevgilim var. Yiyişmekten kastım ustlerimizde ne var ne yoksa cikartmamiz, kalçalarını sıkıp goguslerini yalamam. Fakat bu sefer çikolata var. Uzun süre sonra gerçekten bir kıza bağlanmayı başarmış biriyim, 17 yaşındayız. Bu yaptığımız yanlış değil. Fakat sanki o fazla sekse muhtaç gibi. Fazla öpüşüyor. Fazla yiyişiyor. Sonrasında çikolatayı göğüsleri arasında gezdirmeye başlıyorum. Ağzımda kare çikolata zorlukla erirken salyalarimiz akıyor. Sevişmek istemiyorum, fakat bu şansı kaciramam. Şans bu, değil mi? En üst kattaki asansör dairesinin kapısının önünde, montlarimizi yere sermiş bir şekilde çırılçıplak kalıyoruz. En üst katta oturuyorlar. Ailesi evlerinin onune geliyor, fakat o dortayak üstünde, ben ise arkasındayım. Tam bir kat ustteyiz. Bizi görmüyorlar, biz ise sessizce duruyoruz. Sonra eve giriyorlar. Fakat biz çikolatayı ve çatal dillerimizden akan salyalarimizı birbirimizin vücuduna sürmeyi bırakmıyoruz. Bu doğru değil. Çırılçıplak vucutlar ve iğrenç koku bir anlığına gözümün önüne geliyor.
Üniversitede 1 yıl kalıyorum. Sonraki sene ise berbat. Fakat arkadaşlarım var, odtüden. Benim evimde seks yapmak için izin istiyorlar ara ara. Bana 6li bira hediye ediyorlar o gün. Cikiyorum evden. Bir kızın evine gidiyorum. Yakın dostlarımdan birinin sevdiği bir kız bu. Fakat bu çocukça. Ondan aylar önce de ben yanlamayi düşünmüştüm oysa, fakat güzel gelmediği için vazgeçmiştim bu düşünceden. Kızın evinde nedense kendimi tutmuyorum. Tutmuyorum çünkü merak ediyorum, nereye kadar gideceğini. Linkin Park çalarken içtiğim sigaradan istiyor, öpüşmeye başlıyoruz. Koltukta olduğu için zor oluyor biraz. In the end çalıyor. Biraz dinlenmek için bacaklarının arasına sırtımı dayasam da sonrasında kucaklayip salonun zeminine atıyorum. Öpüşmeye başlıyoruz tekrar. Sınırları merak ediyorum, sutyenini cikartiyorum bu yüzden. Yakın dostumun aşkı sonuçta. Ayrıca hiçbir münasebetimiz yok, yani bu kadar kolay değildir değil mi? Dur der birazdan, korktuğunu söyler falan. Fakat demiyor. Regl olduğunu söylüyor sadece. Koşarak banyodan havlu getiriyor çarşafın üstüne sermek için. Sevişmeye başlıyoruz, müziğin sesini sona getirdigimizde. Terliyoruz bir yandan. 10 dakika kadar sakso çekiyor, çünkü alkolün etkisindeyiz ve sertleşmek zaman alıyor. Sonra içine girmeye başlıyorum. Regl kanı kokuyor. Ter ile karışmış. Korunmuyoruz, gerek de yok. Hafif bir ritimle inliyor. Kendimi arzuları yerine getirmek için programlanmış bir robot gibi hissediyorum o ara. Sevişmekten yorulunca parmaklarımla devam ediyorum,1...2.. 2parmakta kalıyor. Vajinasının sınırı bu. Kucağıma tekrar oturduğunda arkadan sorry for party rocking çalıyor. Regl kan, alkol ve sigara kokusunu bastırmaya başlıyor sonra ter kokusu. Oda boğuk ve biz zorla nefes alıyoruz. Bazen aklıma bir anligina kucağımda zipladigi an geliyor. Ya da diğer dostumu teselli ederken kızın kanlı vajinasıni parmaklarimla zorladigim anları düşündüğüm anlar.
14 Mart tarihinde ise odtüden daha fazla insan geliyor evime. 4 kız 4 erkek oluyoruz. Gelen çiftler direkt evin içinde öpüşmeye başlıyor, deli gibi içki aliyoruz. Kokteyl zamanı. Gözüme kestirdigim kız belli. I've never been... Oynuyoruz odada. Herkes elini kaldırıp hiç yapmadığı bir şeyi söylüyor, yapmış olanlar ickisinden içiyor. Bu oyun sayesinde daha once kızlardan ikisinin anal yapmış olduğunu ogreniyoruz. Sonlara doğru da herkes kopekleşmeye başlıyor. Bir çift banyoya sevişmeye gidiyor. Kızın inlemelerini duyuyoruz. 6 kişi salonda oynamaya devam ederken bir anda seçtigim kızı öpmeye başlıyorum. Şehvetleniyoruz. Sweatini kaldırıp sutyenini yukarı çekiyorum, göğsünü yalamayn başlıyorum neden sonra. Bizi izleyen 4 kişinin kahkahaları ve kızların oyhşş oha oha sikişmeyin lafları arasında memesinin uç kısmını dişliyorum, tisortum soyuluyor birbirimize surtunurken. İlgi çok üzerimizde toplanınca ve insanlar pornonizler gibi bizi izlemeye başlayınca kız beni hafifçe itiyor eliyle. Duruyoruz. Fakat herkesi uçtuğu belli. Cesaret oyununda soru gereği kızlarin sutyenlerinden birini giyen lise arkadaşımdan anlayabiliyorum gecenin nereye gittiğini. Dans etmeye başlıyoruz koridorda 6kişi, herkes çiftiyle yiyişiyor. Banyodakilerin inlemeleri kesiliyor, fakat bir ara duştan akan su sesini duyuyorum. Sabah öğreneceğim, o sırada lavman yapmaya çalışıyor oldukları. Sonra 4 kişi kalıyoruz koridorda. Sıra sekse geliyor. Kızin sutyenini bir yerlere fırlatıp kucağımda yatak odasına götürüyorum, yanlış hatırlamıyorsam. Fakat yatak odasına girmemize odadaki çekyatta sevişen lise arkadasim-onun sevgilisi çiftini görüyorum. Kız onun kucağında. Biz de yanlarındaki yatağa geçiyoruz, ışığı açmadan. Gulusuyoruz bir yandan da, hatta baya yıkılıyoruz gülmekten. Sonra sakso kısmı geliyor. Sertleşme yok, çünkü içilen 2 litre votkanin acısının bir yerden çıkacağı belli. Dostuma baktığımda o da sakso çektiriyor. Birbirimize bakıp gülüyoruz, kızlar aralarında seninkinin de mi kalkmıyor diye gulusuyorlar. Fakat bir şekilde başarıp sevişmeye başlıyoruz çiftlerimize. Diğer kızın inlemeleri evde yankılanıyor, onun sayesinde herkes gaza geliyor. Karşımdaki kızın içine git gel yaparken bir ara onu düşünmeme bile sebep oluyor hatta bu inlemeler. Olduğu kadarıyla devam ettiğimiz bu surecte kız 2-3 defa tuvalete gidiyor. Sonradan sabahına öğreniyorum onun da regl olduğunu, fakat gece boyunca hiç belli olmuyor, kan yok. Sadece bir kere tuvalete gitmeden önce yatak ıslanıyor, sanırım yatağa işemiş olabilir diyor diğer kız, bir yandan dostumun sikiyle oynarken. Sonrasında tekrar saksoya geçiyoruz, fakat alkolün de etkisiyle ortalarına doğru öğürmeye başlıyor. Sikime kusacak. Aniden saçından tutup kafasını duvara doğru tutuyorum. "Kus" diye bağırıyorum sinirle. Penisime kusacakti yoksa. Kusmuyor, tekrar tuvalete gidiyor. Ben de çıplak bir şekilde oturuyorum yatağa. Arkadaşım benim boxerimi giymiş, o da oturuyor. Sevgilisinin benim sikimi görmesi komik, fakat kız da gülüyor. Çarşafı belime doluyorum, diğer çift de geliyor ve içkilerin de oldugu odaya gidiyoruz, fakat odada da dansta bizimle olan çift sevisiyor. Üstlerinde sadece battaniye var. Eğlenmek için battaniyeyi kaldırdığında sarışın kızın beyaz vajinasini ve çocuğun götünü görüyoruz, fakat harbiden de bu durum eğlenceli. Bir porno film setinde gibiyiz. Sonrasında tuvaletteki çift de geliyor ve oturup muhabbet ediyoruz. Votkalar sebebiyle herkesin sikinin zor kalkması eğlenceli bir muhabbet doğuruyor. Ben ise bir yandan hayatımda ilk defa gördüğüm bir kıza az daha boşnak saksosu çektiriyor oluşumun şaşkınlığı içerisindeyim. Fakat eğleniyoruz işte o an. Sigaralarimizi içip yatak odasina dagilyoruz tekrar sevişmek için. Banyodaki çift salona geçiyorlar, üzerlerine aldıkları yorganın altında 69 pozisyonundalar. Devasa bir örümceği andiriyorlar, çocuğun kafasi kizin amından çıkıyormuş gibi duruyor. Biz iki çift yatak odasına geçiyoruz. Odadakiler ise odada sevişmeye devam ediyor. Bir ara yoruluyorum. Parmaklarımı kullanmaya başlıyorum. 1...2...3...4... 4te kalıyor. Gerçi tamamen itmiyorum, tüm parmaklarım olduğu için tamamen itemiyorum. Yataktaki islakligi umursamiyoruz sevişirken, fakat şimdi olsa yapar mıydım bilmiyorum. Korunmam icin ısrar ediyor, fakat tamamiyla sertleşmedigim için kondomu takamiyorum. Korunmadan devam ediyoruz. Gece daha böyle sürüyor. Fakat yatmak için cekya lti kapıp diğerlerine yatağı kitliyoruz. Onlar da islakligi unutup yatakta sevismeye devam ediyor. Biz ise çekyatta uyumadan önce son kez sevişmeye karar veriyoruz. Kucagima çıkıyor. Kucağımda sikimi sertlestirmek için git gel yapmaya başlamışken bir şey oluyor, bana "üzgünüm emre,(ismimi yanlış söylüyor, ismim emre değil.) aklımda başka birisi var diyor" sevişmek için zorlayan biri olmadığım için ona isterse sevisebilecegimizi öbür türlü çok da önemi olmadığını söylüyorum. Çıplak bir şekilde sarılıp yatıyoruz. Sabah 2 çift sevisiyor. Biz ve gece odada sevişmiş olan çift sevişmiyoruz. Onlar da ilk defa birbirleriyle sevişmiş, normalde 2 yakın arkadaş. Sabah oluyor ve onca şeyin ardından kahvaltı yapıyoruz, herkes dağılıyor. Liseli dostum ve sevgilisi hariç. Onlar evimde sevişmeye devam ediyor. Gerçi ben alışığım bu duruma, genelde evimi bunlara kiraladigim için akşama bana yemek ayarlamaları karsiligi sevişmelerine izin veriyorum. Kızın fazla inlemesi arada sikimi kaldirsa da kulaklığımi takip işime bakıyorum, nasıl olsa ödememi alıyorum. Fakat, bir bakıma tüm bunlar iğrendirici geliyor. Tüm kızların amini ve tüm erkeklerin götünü/sikini gördük o gece. Kızın birinin işlediği carsafta 6 kişi seks yaptı. Hiç tanımadığım birinin boğazına onu kusturana kadar sikimi soktum ve gecenin sonunda ismimi yanlış söyleyerek aklında başka biri olduğunu söyledi. Aklıma öğürdüğü ve yatağın ilk islandigi an geliyor.
Bazen de başka şeyler oluyor. Aklıma diğer şeyler geliyor. kendi cesedimi salona tasidigim rüyadan tek bir kesit mesela. Bir saniyeden daha az, kısa bir süre. Söylediğim yalanlar geliyor, aileme nasıl da sınıfı gectigimi söyleyip 1 sene kaldığımı. Bu sene 2 olacak, hala bilmiyorlar. Ben de bilmiyorum. Ne olacağına dair en ufak bir fikrim yok. Geçen sefer, bu son şansım; eğer başaramazsak, bir son yok diye söylemiştim kendime. Bir son yok. Gidebileceğim hiçbir yer yok. İnandığım bir tanrı yok. Fakat intihar etmekten hala daha korkuyorum. Önceden korkmuyordum, fakat denedim. Saatlerce aynaya baktım. Sonra farkettim ki o kadar güçlü biri değilim. Ne kendimi geçen metronun önüne atabilirim, ne de bir iple tavana asabilirim. Korkak bir adamım ben. İntihar edebilecek kadar cesur değilim. Fakat bir fare gibi sıkışıyorum giderek. O 'an'lardan kurtulamıyorum. Ya da başka şeylerden. Beynim uyuşuyor. Evdeki eşyaların yerini karistiyorum. Hayali dünyalar yaratıyorum yatakta. Uyandığımda hepsi yok oluyor. Sadece kalan son şeyleri tüketmek istiyorum, ama en son bunu yaptığımda "son bir şansın daha var" demiştim kendime. Yine aynısının olması korkutuyor işte, çünkü bu sefer yine kendimi kandırıp "bir şansın daha var" demem her şeyi daha zor bir hale getirir. Artık katlanamıyorum. 7 yıldır tuttuğum günlüğümü kaybolması her aklıma geldiğinde göğsümü sıkıştırıp nefes almamı zorlaştırıyor. tüm anılarımı kaybetmiş gibi hissediyorum. Tüm kadınlar, tüm hayaller, tüm her şey... 3 yıldır aklımda ise bu var. Çıkartmaya çalıştıkça tekrar tekrar giriyor. Kurtulamıyorum. Her adımda daha çok batiyorum. yardım istiyorum, fakat yardım edebilecek hiçbir şey olmadığını biliyorum.
ölüyorum.
Bunları şimdi yazmak en mantıklısı. Belki bu şekilde rahatlayabilirim. Dediğim gibi, günlüğümü kaybettim. Evet evet, kendimi kötü hissettiğimde buraya yazacağım.
Kendimle konuşuyorum bazen de. Sanki ruhum karşımda bir kişiliğe bürünmüş gibi, fakat daha korkutucu bir şeyi andiriyor. Üstünde fujima yazan kamerayi tutan 8 yaşındaki halime benziyor. Beni yiyip tüketiyor. Ondan korkuyorum.
submitted by SikiTuttunSaruman2 to u/SikiTuttunSaruman2 [link] [comments]


2020.04.20 00:57 marsisinovasyon Beton Nasıl Kesilir

Beton nasıl kesilir ? Beton kesmek zor bir iştir, ancak zor olması gerekmez. İster beton bloklar ister levhalar, duvarlar veya zeminler kesiyor olun, işte sert betonu kesmenin kolay yolları. Beton delme ve kesme de bir çok kesici takım kullanılır.

Sert betonu kesmenin kolay yolları

Somut – çoğumuz onunla aşk-nefret ilişkisine sahibiz. Kalıcı, ağır hizmet tipi, hava koşullarına dayanıklı bir yüzeye ihtiyaç duyduğumuzda sevin. Eşyaları tamir etmemiz, değiştirmemiz veya kesmemiz gerektiğinde nefret ediyorum.
Beton kesme olasılığı göz korkutucu olabilir, ancak olması gerekmez. Savaşın çoğu, sadece doğru araçları seçerek kazanılabilir. Beton testere deneyin. Aşağıda, dinky’den canavar boyutuna kadar yaygın beton kesme görevlerinin bir özeti ve bunları ele almak için en iyi araçlar ve teknikler yer almaktadır.
submitted by marsisinovasyon to u/marsisinovasyon [link] [comments]


2020.04.12 12:33 CalsBorg2 Hergün Bir Sanat Eseri Adlı Çalışmam

Yaşlı Pieter Bruegel'e ait "Ölümün Zaferi" midesi kolay bulananlar için değildir. Tablo, çağının en korkunç resimleri arasında bulunmaktadır ve geçen yüzyıllar yalnızca tablonun korkutucu değerini arttırmıştır. Goya'nın 1810-20 tarihli Savaşın Felaketleri'ne kadar Avrupa sanatında dünyadaki cehennemin bu vahşi tasvirine benzer bir çalışma bulunmamaktadır. Bruegel'in tek panel şaheserinin kasvetli bir mesajı vardır: savaş felaketinden kaçış yoktur. Erkekler ve kadınlar ateş dolu arazide ölümün yandaşlarını kılıç ve mızraklarla savuşturmaya çalışmaktadır fakat hayattakilerin sayısı oldukça azdır ve çabaları da boşunadır. Ölümün kaçınılmaz, yüksek ve alçak kesim farketmeksizin acımasız olmasının yanı sıra (Orta Çağ ve Rönesans sanatçıları izleyicilerine bu dersi öğretmekten hiç bıkmamışlardır) ölüm aynı zamanda sapkınca yaratıcıdır da. Savaş süresince insanları bekleyen işkencenin çeşidi sınırsızdır. Halüsinasyon, Bosch'unki gibi şiddetli ve aksiyon doludur fakat şiddetin soğukkanlılığı mizaha yer bırakmamaktadır.
submitted by CalsBorg2 to KGBTR [link] [comments]


2020.03.16 22:34 720pizleme Okul Çıkışı izle – Türkçe Dublaj (Tek Parça)

Okul Çıkışı izle – Türkçe Dublaj (Tek Parça)

Okul Çıkışı - School's Out Konusu Orta yaşlarını bitirmek üzere olan 40 yaşındaki Pierre, öğretmenleri intihar etmiş olan yetenekli çocuklar sınıfının öğrencilerini toplar ve bir konuşma yapar.Dünyanın küresel ısınma faktörü ile büyük bir felakete hazırlandığını düşünen bu çocuklar öğretmenlerinin ölüm haberi karşısında Pierre'ye göre oldukça soğukkanlı ve umursamazdır. Okul Çıkışı izle - Bu okulda karşılaştığı bir dizi korkutucu olaylar ise onu gerçekten ürkütmüştür.Bir grup öğrencinin gizlice bişeylerin peşinde olduğunu sezmekte ancak ne olduğu hakkında bir fikri olmayan yeni öğretmen bu konuyu bir saplantı haline getirerek 6 öğrencisinin tüm hareketlerini takip etmeye başlar ve karşılaşıcağı sürpriz olaylardan habersizdir. Okul Çıkışı - School's Out Hakkında Genel Bilgilendirme School's Out izle Sébastien Marnier Yönetmenliğinde çekilen 2018 yapımı okul çıkışı, bir diğer adıyla School's Out filmi Gençlik ve Gizem Katagorimizde yer alıyor.Oyuncu kadrosuna baktığımızda Laurent Lafitte, Emmanuelle Bercot, Luàna Bajrami, Victor Bonnel, Pascal Greggory, Véronique Ruggia, Gringe, Grégory Montel, Thomas Scimeca, Thomas Guy, Adèle Castillon, Matteo Perez, Leopold Buchsbaum, Thelma Doval, Capucine Valmary isimlerini görüyoruz . Kalfilmizle.com Keyifli seyirler diler..
submitted by 720pizleme to u/720pizleme [link] [comments]


2020.01.29 17:34 yigitcevre Kemirgen İlaçlama

Kemirgen İlaçlama
Fareler diğer bir adıyla kemirgenler yaşam alanlarımıza girerek sağlığımızı olumsuz yönde etkilerler. Üstelik görünüm itibariyle hem korkutucu hem de mide bulandırıcı varlıklardır. Ekolojik dengede önemli bir yere sahip olsalar da hiç kimse yaşam alanlarında fareleri görmek istemez. Bu yüzden kemirgen ilaçlama hizmeti almak oldukça önemlidir. Kemirgen grubunda yer alan fareler özellikle de restaurant, cafe, mutfak ve yemek malzemelerinin saklandığı depo alanlarında çok görülür. Yiyeceklerimizin etrafında bu canlıların gezdiğini düşünmek bile sarsıcı olabilir. Bu yüzden pek çok cafer restaurant ve hatta ev ve iş yerleri düzenli olarak kemirgen ilaçlamahizmeti almalıdır.
Kemirgenler çok hızlı bir şekilde hareket ederler. Onları normal koşullar altında yakalamak oldukça zordur. Üstelik kemirgenler her türlü açıklıktan kolaylıkla geçebildikleri için bir o kadar daha zorludur mücadele etmek. Kemirgen ve haşerelerden kurtulmak kolay bir iş değildir. Özellikle bu işlemler amatörce ya da ev, ofis ortamlarında kendi imkanlarınızca yapıldığında çözüm odaklı bir işlem olmayacaktır. Bu nedenle de kemirgen ilaçlama hizmeti almanız hem problemi anında çözmenizi sağlayacak hem de olası durumlara karşı sizleri koruyacaktır.
Bir haşerenin ya da kemirgenin, ortamlarınızda bulunmasını istemediğiniz tüm canlıların ortadan kaybolması için uzman bir görüşe danışılması gerekir. Uzmanlar tarafından tespit edilecek canlılar, türüne, mevsimine ve ortamına uygun şekillerde yakalanır ve alandan uzaklaştırılır. Her bir böcek türü için aynı ilaçlama tekniği kullanılmayacağı gibi kemirgenler için de özel bir teknik ile ilaçlama hizmeti yapılır. %100 kalıcı bir çözüm elde etmenin en etkili yolu düzenli olarak kemirgen ilaçlama hizmeti almanızdır.

Kemirgen İlaçlama Teknikleri

İki farklı türde kemirgen ilaçlama hizmeti uygulanır.
  1. Sıvı ve Kokulu İlaçlama
  2. Sıvı ve Kokusuz İlaçlama
Bu iki türdeki ilaçlama da etkilidir. Ancak bu yöntemleri uzman firmaların farelerin yoğunluğuna bağlı olarak tercih ederler. Sıvı ve kokulu ilaçlamalarda ilacın içeriğinde sıvı ve gaz bazlı maddeler bulunur. Kullanılan sıvı ilacın içerisinde hem sıvı fare ilacı hem de mekanı dezenfekte edecek özel maddeler bulunur. Hem bu ilaca maruz kalan hem de özel fare tabletlerini yiyen kemirgenler 5 ila 10 dakika içerisinde kan zehirlenmesi sebebi ile ölür. İyi bir kemirgen ilaçlama hizmeti istiyorsanız Sağlık Bakanlığı onaylı firmamızdan destek alabilirsiniz. %100 çözüm odaklı çalışan firmamız ve ziraat mühendislerimiz ile problemlerinizi maksimum 24 saat içerisinde çözüme kavuşturuyoruz.
📷
https://preview.redd.it/668pzduawqd41.png?width=454&format=png&auto=webp&s=d28a9136e026ed382b15df5cfca24901304774e8
submitted by yigitcevre to u/yigitcevre [link] [comments]


2019.12.25 08:19 SeQsy_Boi Korkutucu bir yer

Korkutucu bir yer submitted by SeQsy_Boi to TurkeyJerky [link] [comments]


2019.12.12 13:19 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 7.BÖLÜM

KGB REDDİTİN KURULUŞU 7.BÖLÜM

Kgb 1.Downvoter Savaşı
''''''''''''Bilgilendirme: Bu parttaki müzikler mobilde de arkada dinlenebilmesi için spotify eklentilidir'''''''''''''
**************************************************************************************************
~~ ~~ Kgb yelleri ~~ ~~
Her şey bittiğinde ve çöken şafak cennetin ışıkları altında bedenlerimizi yaktığında; geriye anlatılacak hikayeler ve hatıraların boğuk sisi kalacaktır.
Sarumanın günlükleri 9. Kayıp cilt, 28.ekleme, sayfa 1019
SAVAŞ ÇANLARI
Koşuşturan kgbliler ve kızgın alevde dağlanmış kılıçların çelik seslerne karışan, ince telleri elf kızlarının altın saçlarını andıran yayların hemen önünde: lirlerine uzanan ozanların resmedilemeyen görüntüsü. Hüznünü öfkeyle kusarcasına bağıran karanlık bulut kümelerine karşın, ertesi günün sabahında kgbde karşılaşacağınız koşuşturmacanın sadece yarısı bile çakan şimşeklerden daha endişe vericiydi. Tüm üyeler artık geri dönülemez bir yolda olduğumuzu biliyordu; bu yüzdendir ki insanlar kılıçlarını bilerken elfler sadaklarını dolduruyor, cüceler inşa ettikleri savaş makinelerini yağlarken hobbitler küçük hançerleriyle tarla fareleri gibi etrafta koşturuyordu. Tam son gelişmelerden haberdar olmak için günün ilk işi hot posts tavernasına girecek…
“Ondan sonra da annesini yatırıp bir güzel siktim!”
DUR!
Dememle çarpışmamız bir oldu hobbitle. Kim olduğunu tahmin etmek için çabaya gerek bile yoktu, keza sadece konuşmasından bile kendini belli ediyordu u/skyxco.
“Oo Saru naptın!” yere dökülen birasında kalmıştı gözü, “Bugünlerde de ağız tadıyla ana sikemez olduk”
O sırada konuştuğu hobbitler u/karmamarma1 ve u/AhmetOguzTr ise kahkahalara boğulmuş kahkahalar içinde bir oraya bir buraya savuruyordu biralarını. u/skyxco ise daha derin bir imayla söylemişti sözlerini.
“Hala downvote alıyor musun?” diye sordum ağır bir sesle.
“Evet…”
Gel, sana bir bira ısmarlayayım.”
Karma ve ahmetoguz ise “bize de yok mu orospu çocuğu” dercesine yüzüme bakıyordu, büyücü kredisinin daha yatmasına 10 gün vardı amk hobbitleri.
“Tamam orospu çocukları” dedim. “hepinize birer bira.”
****************************************************************************************************
İçeride ölüm sessizliği vardı. Kgbnin tüm ırkları soğuğunu hissetmiş savaşın, karanlığın fısıltılarını dinler olmuştu. İnsan kabasakal, cüce cornelius, elf berdog ve hobbit u/alperozkaya yı gördüm farklı köşelerinde bardaki chatroomun. Masaya oturduğumuzdan beri hareket eden tek şey, kahve deri ciltleri aşınmış bir tutacın arasındaki notlarına gömülmüş, birasından daha tek yudum almamış ahmetoguzun sayfaları arşınlayan parmaklarından ibaretti.
“Neye bakıyorsun?”
“Floodları düzenliyorum, geri dönemezsek birisine bunları bırakmam gerekiyor.”
Karma ise onun aksine dalgın bakışlarla duvarları izliyordu.
“Hot posts’a bir kere yolu düşmüş herkes bunu bilir. u/skyxco olarak annelere hükmetmek isterim kainatın yazılışından itibaren, hepsine; ismim anılır en karanlık köşelerinde kgbnin, fakat artık konuştuğuklarımız yitiyor Saruman. Tesadüf sanıyordum. Commentlerime mavi çalınırdı ara sıra, fakat artık ne zaman birisinin yegane annesini ağzıma ansam, dipsiz bir bataklığın içerisine çekiliyor sözlerim.”
Parlak kılıcını kınından çıkarıp yavaşça masaya koydu.
“Ne olacağı umrumda değil. Artık tek istediğim, daha fazla kan.”
****************************************************************************************************
Akşam geldiğinde tüm kgb geniş hot posts’ta yerini almıştı. Mod kadrosu kendilerine ayrılmış 7 meşin kütüğe, u/cathessis remmani taşlı kızıl asası ve u/ministerblackveil ile bir köşesinde tavernanın; u/s_v_m, u/corneliusvanbaerle ve u/25122203(Kabasakal) diğer köşesinde. Serviste üç mutfak robotu , u/ayseyz u/idillogia ve u/fikarme. Her ne kadar sonuncusu biraz erkeksi dursa da. Bar taburesinde pürdikkat bir elf u/berdog, ayaklarının dibindeki kediler ve yanındaki zıbzıb u/kralperxx ile. Bardaki eski ama kumaş kaplı sandalyesinde oturmakta olan beyefendi u/pervane_pascha (son anda hayata döndürmeyi başarmıştık, hala daha ekliyordu postlarına uzun yazılarını). Kapıdan iki insan, u/Canbeaxiel ve ejderha terbiyecisi u/KiracUzun da girdikten sonra kalan nickleri okumayı bıraktım, çünkü Kürşat’ın tavernanın üzerinde 8er metrelik dev kanatlarını çırparak inecek bir yer bulmaya çalışması tüm dikkatimi bir kaplumbağa pornosunda birbirine çarpan kabuklara çevirmişti. Aynı u/hamhumsaralop’un konuşması gibi:
“BU DOWNVOTERLAR KESİN KÖYLÜ AMK BUNLARIN KARISININ AMINA SUYLA ÇİMENTO DÖKÜP SİKE SİKE KARMAK LAZIM BETON SERTLEŞİNCE ÖLÜLERİNİN CESETLERİNİ SİKİMİZDEN KAZIYARAK ÇIKARTIRLAR!”
Hamhum tam ayaklarını çıktığı masanın üstüne vura vura konuşmaya devam ediyordu ki aniden taş kesildi. Zaman bir saniyeliğine durdu handa. Tüm sesler sustu, görülmez bir bıçak kesti kağıttan gürültüyü. Lord girdi kapıdan.
u/furkantopalın sakin bakışları süzüldü her birimizin üzerinde, botlarının tahta zeminde çıkardığı sesler kulakları döverken modların arasından geçip deri tahtına oturdu. Kabzasının içerisinde değildi bu sefer sağ elindeki kılıcı, sert bir şekilde yere saplarken tahta zeminin altındaki küçük maviliği gördü. Zehir hot posts'a kadar gelmişti, sakince anlatacağı savaş konusu; taşan bu son damlayla yeniden yazıldı. Sakin bakışları patlamaya hazır bir volkana dönmüştü artık, bağırmayı beklerken. Giderek buruşturdu yüzünü, sükunetle üzerimizde gezdirdiği gözleri artık sizi alevler içerisinde çiğneyecek karanlık bir iblisi andırıyordu. Dişlerindeki gıcırdamayı tüm salon hissediyorduk, daha bir dakika olmadan oturduğu yerden aniden kalktı kılıcını çıkartırken. Salonun en ucundaki u/wingedhussar ın bile duyabileceği kadar yüksek bir perdeden öfkeli bir sesle fermanını veriyordu:
"DOWNVOTELARLA İLGİLİ"
"Sosyal medyada boy gösterebilme şansım olsa, kadromuzdaki eksik old kgb tayfasını dolduracağım buraya amına koyayım, buraya gizli gizli geçtiğimiz için hala burda olduğumuzu bilmeyen çok insan var ama rahata kavuştuğum güne kadar kendi göbek bağımızı kendimiz kesicez. Ve beni tanımayan orospu çocukları, TANIYACAKLAR.
ŞİMDİ BU KURALLARA UYUYORSUNUZ VE KGB'Yİ YÜKSELTİYORSUNUZ. BAZI MEDENİYETSİZ SİKİKLER YUMUŞAK YÜZLÜLÜĞÜ ZAYIFLIKLA KARIŞTIRIYORLAR. ONLARIN ANASININ AMINA KARTAL GİBİ SÜZÜLMENİN VAKTİ GELDİ."
*********************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Bu şarkıya MUTLAKA geç ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Karga sesleri duyuldu tavernanın dışında.
...
Geliyor...
Konuşmasını bitirdiğinde, asamı yere vurmaya başladım, hobbitler de ritme kapılmıştı; büyücüler yerleri dövüyor, şövalyeler çelik kılıçlarını tokuşturuyordu havada. Masaların üzerinde cüceler ayaklarıyla vuruyordu, cornelius içkisini bırakıp çift yarım baltalarının demir saplarını birbirine çarpmaya başladı!
GELİYOR!
TAK! TAK! TAK! TAK!..
TAK! TAK! TAK! TAK!
TAK! TAK! TAK! TAK!
BERDOG BAĞIRDI!
DÜNÜ UNUTMAYACAĞIZ.
KAYIPLARIMIZI GÖMECEĞİZ!
YARINI GÖRMEYECEĞİZ.
BUGÜN ÖLECEĞİZ!
SKYXCO SAVURDU KILICINI
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
KAN İÇİP!....
SA-VA-ŞA!
BUZ ÇİĞNEYİP! SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!....
ÖLÜM MELEĞİNİ KATLEDİP!
SA-VA-ŞA!
BÖĞÜRÜP GEBERTMEYE!
SA-VA-ŞA!....
ET DİŞLEYİP!
SA-VA-ŞA!
CESET EZMEYE!...
SA-VA-ŞA!
SVM BAĞIRDI!
GÜNEŞ GİBİ YÜKSELECEĞİZ!
ŞAFAK GİBİ ÇÖKECEĞİZ!
SA-VA-ŞA!
KGB DOĞACAK!. KGB ISIRACAK!. KGB SAVAŞACAK!
SA-VA-ŞA!
ASLANLARI PENÇELEYECEĞİZ!
SA-VA-ŞA!
TİMSAHLARI BOĞACAĞIZ!
SAVAŞA!
YARIN SAVAŞACAĞIZ.
SAVAŞA!
SAVAŞA!
SAVAŞA!..
KEMİKLERİMİZ PARÇALANANA KADAR!
CESETLERİMİZ ÇÜRÜYENE KADAR!
SA-VA-ŞA!
MEZARLARIMIZ TAŞANA KADAR!
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
SAVAŞACAĞIZ!...
KIZILA BOYAYANA KADAR GÖKYÜZÜNÜ!
SAVAŞACAĞIZ.
DİZ ÇÖKTÜRENE KADAR !
SAVAŞACAĞIZ.
BOĞAZLARINI DEŞENE KADAR!
SAVAŞACAĞIZ.
TEK TEK BOĞANA KADAR!
SAVAŞACAĞIZ! ...
******************************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ KGB Savaş Müziği ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Yarının sancağında kılıçlar yükseldi. Üzerlerimize gelen downvoterların ağızlarının suyu damlıyordu kızgın toprağa. Gözlerimiz faltaşı gibi açılmıştı kara metal mavisi zırhların fazlalığına, biz ise kırmızıya çalan kuşakları işlemiştik zırhlarımıza. Genç u/rientala19 ve u/BlueGrayOwl ise kılıçlarının kabzalarına koyu kırmızı rengi çalmıştı, u/berdog'da turuncu uçlu oklar, Süvari u/YanikTheGent'in atının yelesinde göz korkutucu bir kızıllık vardı. Bir de u/kralperxx ise, komple annesini kırmızıya boyamıştı gebzeli orospu çocuğu! Anneni ketçaplayıp ketçaplayıp sikeyim gebzeli !
Tüm bu hengamenin arasında, u/cemceylan, u/ministerblackveil ve u/berdog başta olmak üzere tüm elfler yaylarını çekiyor. sinirleri pamuktan bir ip gibi gerilmiş u/T4LK- ise şövalye birliğinin başında. Downvoterler atış mesafesinde değil, hobbitler hançerleri ve küçük kalkanları ile. Downvoter savaş borusu öterken mavi kurtların üstünde kgbye doğru koşmaya başlıyorlar. u/25122203 en önde bağırıyor, "GELİYORLAR!"
Lordun sesi patlıyor kulaklarda
"ATEŞ!"
Oklar yağmur gibi yağıyorken üsterine kızıllığın dansına bırakıyor ölüleri. 'Ağrr' sesleri ile ilerliyor dvoterlar. Süvari u/YanikTheGent önde, Babasını(u/terstensaplayan98) yeni kaybetmiş genç u/terstensaplayan123 arkasında yapışıyor boynuna atının.
"SNE NREZBUR KNESTAR! SNE NREZBUR KENDAR! KLEİRA VAN DUR!"
u/Cathessis ile bağırıyoruz gökyüzüne, kızıl yıldırımlar iniyor karanlık mavilere!
u/TigrisSs The Green mavilerin ayaklarına dolanacak sarmaşıklar çıkartırken kgb süvari birliği ortadan ikiye ayrılıyor, tek hedefleri olan mancınıklara ilerlemeye çalışırken arkalarından savaş arabasında u/corneliusvanbaerle'nin bağırışı kulaklarda:
"BİLİYOR MUSUN ZEYNEP!"
Asıl patırtı kurtlar ile yere çöküp falanks misali kalkanlarıyla duvar örmüş cücelerin buluşması oluyor. Arkalara atlarlarken u/lettersnumbers-'in omuzluğunun parçalayan pençesiyle kurdun biri onu yere yıkıyor. Suratında hissedilen sıcak buharlı nefes ve kurt salyası, boynunu parçalamak için dişleriyle ısıracakken... u/bedevizmc!
"Dur!" u/bedevizmcnin asası sanki kurdun dişlerine bağlanmışçasına tutuyor çenesini, ork atlıyor üzerine bu sefer u/lettersnumbers-'in. Paslı kılıcı gökyüzüne kalkıyor, fakat bir okla yere yığılıyor kılıcıyla birlikte.
"Rica ederim!" berdog gözünü kırpıyor, sıradaki downvotere okunu geçirmek üzere.
u/AhmetOguzTr'yi görüyorum sövalyelerin arasında hızla koştururken, downvoterların bir tanesinin sırtına atlayıp hızlı hızlı ensesine bıçağını batırdığını görüyorum:
"ananızı sikim sizin orospu çocukları atmayın işte şu downvoteleri ya atma abi işte düzgün post kalmadı ananızı sikim sizin kgblilik bu mu amınakoyım sikiş için sub arıyorsan başka suba git ya atma işte atma daha hot'a düşmeden postunuzu 7kişi downlamış olsa nasıl hissedersiniz orospucocukları git hayal edip..."
Dev trollerin üzerine binmiş olanlar yeri göğü sarsarak ilerlerken kılıçlarını çekmiş kgb şövalyeleri ayaklarına saldırmaya çalışıyor, gökyüzünde sesleri yankılanıyor devlerin, "kgb p*rno gurubuduğr, kgb reddite syürülmüş bir leğke!"
Üzerine gelen oklar vücuduna gömülmek yerine kalın derisi tarafından sekiyor ya da kırılıyordu. Etrafını saran kılıç kuşanmış kgblileri eliyle sağa sola savururken yavaşça sur kapılarına ilerlediğini gördük, oraya ulaşmayı başarırsa tek savunmamız düşecektir. Biz büyücüler ise patlama büyüleriyle meşgul olduğumuz sürece oraya bakamayız. u/ImmortalThoth'u eline alıyor, kafasını dişleriyle ezmek için ağzına götürmek üzere.
"Böyle öldürme şekli mi olur, sen nasıl devsin amk? Düzgün bir şeyler yap ne bileyim ayağınla ez ya da bir yerlere fırlat yemek nedir sen ne boş bir devsin böyle!"
Her şeye muhalefet orospu çocuğu kafasını karıştırmışken u/Melik0S devin ayak tırnağının arasına tüm gücüyle saplıyor kılıcını, tırnağının altından kanlar akıyor; diğer ayağıyla acı içinde tekmelerken Melikos'u metreler uzağa. Hassiktir.
Devamını izleyemeyecek durumdaydım, bulunduğum surun tam alt kısmına çarpan bir kaya ile yer parçalanmıştı sanki, deprem oluyordu. Asama yaslanamadan yerdeydim. Sura yaslanmış bir merdivenden üzerime bir ork atlarken hiç tanımadığım birisi tutuyor downvoterın kılıç tutan elini. Nickini okuyamıyorum pelerin taktığı için. Arkası dönükken turuncu kılıcını geçiriyor downvoterın karnına, apar topar yerden kalkarken yüzüne dönüp teşekküre fırsat ararken ettiği tek kelime ile pelerini çoktan gözden kayboluyor:
"Görükle..."
Vay orospu çocuğu. Demek sendin.
Savaş tüm kızgınlığıyla ilerlerken yerde yatan ImmortalThot, Melik0S'un yaptığı saldırıyla devin ellerinden kurtulmuş bile. Sur Kapısı devin çivili eldiveni ile dövülürken her darbede daha az sağlam duruyor, çöktü çökecek. Tek iyi haber, süvarilerin mancınıklara ulaşmış olması gibi görünse de, etrafa baktığımda etrafı sarılı corneliusun bağırarak baltasının birini maviyle boyalı bir komutana fırlatması ve yaralı u/pervane_pascha'nın tek eliyle tuttuğu kılıcıyla sırtını duvara yaslamak zorunda kalması iyi gözükmeyen manzaranın içerisinde küçük nüktelerdi sadece.
Kapı büyük bir zangırtıyla parçalanıp düştü.
İçeriye akın ediyordu downvoterlar, u/phalaknenin edit golemleri bile hepsine yetişemeyecek kadar yavaştı; kendisi de aralarına atlayıp ingiliz anahtarını bir onun bir diğerinin kafasına savurmaya başladı, fakat bu yegane bir çabaydı.
Kaybediyorduk.
******************************************************************************************************
"Lord Nerede!?"
Hustle'a bağırıyordum, savaşın başlama emrinden sonra gözden kaybolmuştu. Eğer Hot Posts da maviye bulanırsa kgbnin düştüğü anlamına gelirdi, en çok ihtiyaç olduğu zamanda neredeydi bu adam!
Derken kıyamet koptu.
"AÇILIN OROSPU ÇOCUKLARI!"
Lord daha önce hiç görmediğimiz bir yeşil savaş arabasının üzerinde kılıcını sallayarak bağırmaya başladı!
"KGB DEVAM EDECEK!"
Kalabalığın arasına düşmüş bir meteor gibi parçalıyordu downvoter birliklerini, kelleler kum torbaları gibi yere yığılıyordu kgbnin girişinde. Birliklerin etrafında daireler çiziyor, her dönüşünde çivili parlak savaş arabasını sürdüğü downvoterları buğday tanelerini öğüten buğday taneleri gibi üzerlerinden geçiyordu. BU ŞEY DE NEYİN NESİ!
Kıyamet makinesinin üzerinden atlayıp kılıcını sapladı göğsüne birinin, suratına yaklaşırken sözlerini fısıldıyordu:
"Reddite hoşgeldin, amk new'i!"
Koyu yeşil/siyah araba ise çıldırmışçasına dört dönüyor, biçiyor, üzerlerinden geçiyordu yoz downvoterların. Yükselen bir metal konserinin delirmiş ritmine kapılıyor savaş arabası. Beyaz asamı tuttum u/furkantopal'a, kan kokusunu andıran kara büyü ile kutsamamı okurken kana boyanmış yüzünü siliyor.
Çelik tutamaçlarındaki yazı parlıyordu arabanın savaşın ortasında: u/AutoModerator.
Maun tekerlekli kıyım makinesini arkasında bırakırken koşmaya başladı devin üzerine, sırtındaki kurt postu omuzuyla bütünleşmiş; koşarken ritmiyle kavruluyordu savaşın.
u/TigrisSs altındaki zemini bozdu devin, sarmaşıklar yetmiyordu ama bastığı yerin çamurdan bir bataklığa evrilmesiyle sarsıldı yerine sabitlenirken. u/Cathessisi gördüm lord yanından koşarak geçerken, planı o da anlamıştı. Devin üzerine koşarken rüzgar büyülerini lordu sarmak için kullandı, T4LK diz çöküp basamak oldu lord üzerine koşarken; dostunun sırtına sertçe basarak yükseldi güneşin önünü ay misali kapatan u/furkantopal! Devin omzuna sapladı kılıcını sabit durmaya çalışırken. Koşturmaya başladım ben de, tüm kalabalığın üzerine, u/YanikTheGent uzattığı eliyle atlamam bir oldu kara ata.
Yanımızdan u/csyeninden koşturuyordu boz süvari,
"Bir fikrim var!"
Göğüslüğünün arasına sıkıştırdığı bir urganın tek ucunu attı üzerimize, u/YanikTheGent bir eliyle sıkıca kavrıyordu dizginini atın, diğerinde ise ipin bir ucu vardı, iki yana ayrıldık ipi gererken.
Ayaklarının etrafında daireler çiziyordu iki at ipleri gererken, en son yere indik ve çekmeye başladık; u/KiracUzun ve u/csyeniden de çekiyordu. Üldürülen üniversite öğrencisi ise taştan zırhını yarıp deliyordu omzunu, sırtını fakat hala daha ayaktaydı. Dev bir beton heykeli iplerle devirmeye çalışan kişilerdik.
Ta ki bir alev sütunu bir mızrak gibi göğsüne çarpana kadar mark hizmetkarının. Bu Kürşat! Yüzünün kenarlarındaki kızıllıklar tüm vücudunu sarmış, sanki başka bir forma bürünmüştü savaş için. Geri adım atmaya çalışırken iplere takılan ayaklarını tüm gücümüzle asılıyorduk, belimdeki sorun bundan hiç memnun olmayacak!
Zangırtıyla düşerken u/furkantopal'ın atladığını gördüm kürşatın üzerine. Alevlere bürünmüş ileri gidiyorlar
u/corneliusvanbaerle yanındaki u/wingedhussar ile hala daha düşmemiş birer kale gibi, onları düşürebilecek tek şey sanırım u/wingedhussar'ın "Hiç ork siktin mi abi" tarzındaki soruları.
İlerlerken sayımızın azaldığını, fakat karşımızdakilerin hala daha taze kovandaki arılar kadar çok sayıda olduğu gerçeği yüzümüze çarparken duraksamadık bile. Epi topu 400 aktiftik o saatlerde. Kürşatın alevleri bir havai fişeğin yavaşça süzülen parçaları gibi ateşten bir iz bırakıyor, ölüme gidiyoruz.
Lord kılıcını havaya kaldırana kadar öyle sanıyorduk en azından.
"Bakıyorum da siz sadece sıradan postlarla gelmişsiniz, daha fazlasına ihtiyacımız var."
Textpost Çağrısı
Yerin altından çıkmaya başladı iskeletler, etraflarında kızıl savaş sisi; bunlar ghostlar!
DEMEK TÜM BUNLAR OLURKEN BURADAYDINIZ OROSPU ÇOCUKLARI!
"Biz porno izlemeye geldik knk nsfw yoksa geri dönücez furki"
Demek Lylo'nun ifşasından beri burada sessizce bekliyorlardı, inanılmaz.
Cesetlerin üzerinden zıplayan cüce cornelius u/phalakne'nin edit savaş arabalarından birine atlamış koşarken sırtında u/wingedhussar ile koşturan u/berdog'u gördüm, yanlarında u/s_v_m ise bir dver'ın gırtlağından çıkardığı kılıcı ile olayı kesiyordu; mezbahadan fırlamış gibiydi kanlara boyalı. u/s_v_m'nin çocuksu mutluluğu vardı bir yandan omuz omuza çarpışıyor oluşumuzun, yüzü gülüyordu.
"BANLATTIM OROSPU ÇOCUĞUNU! 22si düştü!" diye el sallıyordu bize,
Ve sırtına saplandı bir kör kılıç.
Sesi kesildi, gırtlağı kan doldu.
Nefesi yarım kaldı.
Gözleri kaburgalarını yırtan metalin acısıyla boyalı incileri andıran kızıl damarı kürelere dönüştü.
Arkasında duran orijinal içerik flairi koymuş bir reposter, başka gruplardan çaldığı post ile kgbnin etrafında dolanan bir celladın kılıcına sahipti. Kural 3 ile birlikte svmnin de zırhını parçalamıştı.
Gözleri kızıllıkta kayarken yere yığıldı erişkin hobbit.
Sol elindeki kılıcı yere düştü.
************************************************************************************************
Olduğum yerde kalakalmıştım u/s_v_m'nin düştüğünü görmemle, üzerine doğru koştururken bakışlarını üzerime dikmiş sahte orijinal içerik üreticisi, gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadı. Sırtına u/hamhumsaralop atlayana kadar.
"Siz köylü orospu çocuklarını diri diri yakmak gerek" derken hançeriyle zıplayarak boğazını kesti düşmanın, fakat svmyi götürmemiz gerekiyordu.
u/karmamarma1'i gördüm sırtlanırken,
"onu u/idillogia'nın yanına götür!"
Işık mikroskobuyla günden güne yeni merhemlerin üzerinde çalışan mutfak robotu geldi aklıma sadece
Kürşat ile kalanları biçerken turuncuya boyadık kalan dvoter klanını, u/pervane_pascha'nın yanına ie u/ayseyz yetişmiş, küçük çaplı bir ok yağmuruyla kurtardığı ateş çemberinin ortasından omzuna girerek çıkartıyordu paşayı.
u/skyxco sırtındaki kgb bayrağı ile koşuyordu düşman birliklerinin üzerine, turuncu kılıcı ile bir an bile durmadı. Ayakta kalan son dvoterın ölümü de onun elinden oldu. John wick edasıyla yere tükürürken son gürültüyü kopardı:
"SAVAŞ BİZİMDİR!"
Sonrasında o da yorgunluktan yalpalayarak yere yığıldı. Haklıydı. Savaşı kazanmıştık. Artık bitmişti.
***********************************************************************************************
***********************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~Yolculuk Şarkısı~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
O günün şafağında işine 4 koldan sarılanları görürdünüz. Tüm amk n*wi cuceler sabah u/terstensaplayan123 nin attığı 144p nsfwler ile uyanır ve yabancı subredditlerden kaynak ve bilgi toplarlardı. Old flairine sahip bilge ırklar ise eski KGB postlarını reddite uploadlayarak hepimize gereken ruhu aşılamaktan sorumluydu. Kimileri fazla comment atardı, kimileri az. Bir tanesiyle ara ara yollarımız kesiştiğinden, commentlerine reply atarken de ayrı bir mutlu olurdum, u/TigrissSs (ismini bir türlü yazamamışımdır.) Her flair sahibine tutulmuş bir ayna gibiydi ayrıca, en yaygın "Kalktı" flairli genç hobbitler gerçekten de sabah erkenden kalkip, nsfw postları arasında en iyisine upvote atabilmek için grubun derinliklerine inerek New Posts'ta dahi arama yaparlardı.
u/skyxco ise katrana bulayıp tüğ dökerek siktiği annelerden bahsederdi hala daha chatroomda. Aramızda yeni yeni görmeye alıştığımız u/atakankolali ise muhabbet kuşu gibi tekrar ederdi konuşulanları, bir şeyi kaçırırsanız ondan dinlemeniz mümkündü. u/wingedhussar sorular sorar, u/YanikTheGent ile u/skyxco debelenirdi tavernanın ortasında. u/kralperxx ise hala daha u/okuryusuf'un peşinden gidip gerçek bir orospu çocuğu olmak için çabalıyor.
u/s_v_m'yi ise savaştan sonra revirde yatarken gördüğümü hatırlıyorum, fakat eminim ki onu kurtaran şifalı merhemler ve büyüler değil, irades... Büyük ihtimalle gruptakı %0.001lik östrojen seviyesi.
Surları onarıyordu u/cemceylan ve u/25122203 her sabah, gedikleri kapatmasında yardım ediyorlardı tüm kgb halkına. u/sunqfu çiziyordu destansı resimlerini kgb'nin hala. u/ministerblackveil ise kgb'nin kiliselerinde oturmuş, yaralı ruhunu sarıyor; sükunetle dinleniyor kayıp rüzgarların altında. u/pervane_pascha deri sandalyesinde mecmualarını okuyor, u/BraveShadow ve nicelerimiz koşturuyor kgb sokaklarında.
Savaştan sonra göremediğim tek kişi u/Cathessis. Son bir konuşmamız oldu:
"Nereye gidiyorsun?"
"Bu evrendeki tek kgb biz olabiliriz, ama başka yerler de var. Hala daha bir yerlerde direniyor kgbliler. Yalnız değiliz."
"..."
"Başka evrenlerde, başka kgbler var."
"Anlıyorum." dedim genç görünümlü büyücüye, onun da zamanı gelmişti demek. Anlıyorum.
***************************************************************************************************
Peki ben Saruman ne yapıyordum?
ZABUMAFU tam anlamıyla uyanmıştı. Kadimlerden eski bir zaman geliyordu, ve biz bunu yapmak zorundaydık. Seçilmiş olanların belirleneceği yegane yolculuk. 1 ay elimizden düşmeyen vişneli çizkeklerimize hakim olmak zorundaydık, yoksa detroit kurbağaları gibi dilleyen bir kadın gelecek ve bizi ele geçirecti. Vakit çüklerimizi cebimize sokup ilerleme vaktidir.
Beklenmeyen yolculuk başlamıştı...
*********************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************
Part3'ün sonundaki bu şiir ile çoktan anlatmış olduğum downvoter savaşına tanıklık ettiniz, güzel vakit geçirmenizi sağladıysam ne mutlu bana

Gün doğumunda, yükselen ağaçlara bakın!
Kamp kuran hobbitlere ve zambaklıgöle.
Teknelerin yanaştığı Taşkın Deniz'e veyahut
Olgunluktan yere düşen Turunç meyvelerine!
Onlar ki, dünün başyapıtlarıdır.

Gün batımında, yükselen mızrakları seyredin!
Kılıç kuşanan cüceleri veya yaprakhançerlerlileri.
Çelik seslerinin yükseldiği Günlimanı'nı ya da
Kanca gagalı Leşyiyicilerı!
Onlar ki, bugünün eserleridir.
KULAK VERİN!
YENİ GÜNÜN ŞAFAĞINA.

Yeni gün doğumunda, parçalanmış ağaçlara bakın.
Sönmüş kamp alevine ve kırmızı dolmuş zambaklıgöle.
Dibinde batıklarla Taşkın Deniz'e veyahut
Yere yığılmış körpe elf cesetlerine.
Onlar ki, dünün izleridir.

Yeni gün batımında, tekneler yaptığımız ağaç parçalarına bakın!
Küllerden merhem yapan elf kızlarına.
Batıklarda altın bulmuş heyecanlı hobbitlere veya
Elf kanıyla yeşermiş parlayan Ixora çiçeklerine!
Onlar ki, yarının umutlarıdır!
Kazandık.
******************************************************************************************
Amını dengesini siktimin manyağı, ne uzun yazmış yine aq
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


2019.12.12 12:49 Cathessis DOWNVOTER SAVAŞLARI, ORTA DÜNYA TARİHİ Vol.3

Üst Ekeme: Saat 14:00'dan beri post etmeye çalışıyorum ama hata veriyor. Old redditten postluyorum bunu şimdi. O yüzden ne flairi var ne de text editleri. Ah Reddit ah. (New Reddit'e geçtim de editleyebildim oh be 53 dakikadır çile çekiyordum!)

Okumayanlar için önceki bölümler:
Vol.1
Vol.2

Bu yazıda geçenlerde attığım afişin altında kendilerini göremeyip üzülen/sitem eden KGB hulkuna yer verdim. u/SikiTuttunSaruman’la giriştiğimiz bu yazıda sizlere şimdiden keyifli okumalar diliyorum. Uzun soluklu yazılarımın 3'üncüsü sizlerle. Sabit bir müzik bulamadım. O yüzden en azından arka planda bu YouTube linkini açarsanız bu ksavetli günlerimizde orta dünya havasına girersiniz. Bu da Spotify linki.
~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~
Nu’t haccından döndüğümüz günden beri saldırı planları yapıyorduk ve beklenen gün bugündü. Bugün uzun süredir topraklarımızda yürüttüğümüz savaşı onların -downvoterların- yurduna taşıyacaktık. Üstüme cüppemi giydim. Boyut kapısını açtığımda downvoterların bana saldıracaklarını bildiğimden ordudan bir zırhı bana tahsis etmişlerdi. Üstüme büyük geldi biraz ama yeterince sağlam olması bana güven veriyordu. Odamdan çıkıp boyut kapısının olduğu yere doğru yürümeye başladım. Kapıya vardığımda KGB ordusu da boyut kapısının önünde yerini yavaş yavaş almaya başlıyordu. Her yerden zırh ve kılıç tıngırdamaları geliyordu. Bir an gözlerim yaşlarla doldu ama güçlü görünmeliydim, bu anı uzun zamandır bekliyorduk ne de olsa. Meanwhile in Lord’s Room:
O sırada lordum odasında Anor’un bize bahşettiği kutsal kitabımızdan elfçe yazılmış birkaç efsun okuyordu. Sona geldi, kenardaki maşrapadan altın kadehine bir bardak şarap koydu ve tek seferde içti. Moral konuşması yapmasına yardımcı olacaktı bu çünkü. Aynada zırhına bakarken arkadan Arwen geldi ve yanağına bir buse kondurdu. Ardından Lordumun zırhını ve yakasını düzeltti, sımsıkı sarıldı ona. Lordum Arwen’ı öpmek için kendine çektiğinde Arwen O’na zaferi beklemesini söyledi. Lordum biliyordu ki zafer sonrasında onu güzel bir gece bekliyordu. Kılıcına baktı, nesillerdir ailesindeydi bu kılıç ve zamanında Sauron’u yenmek için kullanılmıştı. Kendine ait 3 adı vardı kılıcın: “Andúril”, “Flame Of the West” ve “Üldürülen Üniversite Öğrencisi”.
📷

https://preview.redd.it/hlwwl61iw9441.png?width=1186&format=png&auto=webp&s=e71fe35e1a33397bbe4a36a387643cb35fd92b80
📷
Lordum odasından çıktı ve boyut kapısına doğru ilerlemeye başladı. Odasından çıkar çıkmaz modlar Lordumun yanına sıralanmıştı bile. Sabaha kadar savaş planlarını konuşmuştuk ama gün doğumunda birer saat kestirmek için dağılmıştık. Lordum boyut kapısına geldi ve O’nu ilk gördüğümde gözlerindeki yorgunluktan bizden sonra da uyumadığını anladım. Lordumun kılıcı Sirus yıldızı gibi parıldarken gözünün önüne düşen bir tutan saç onu çok daha korkutucu ve bir o kadar da seksi gösteriyordu. Lordum moral konuşması yaparken arkalardan bir ses geldi. Tanıyordum bu sesi, u/okuryusuf’tan başkası olamazdı. “Annnalarını s*keliiim!” diye bağırdı. Bunun üzerine Lordumuz da “Anneler kutsaldır *rospu çocuğu!” dedi. Saflarda tek tük gülüşmeler duyulsa da Lordumun ciddi duruşu onları kahkaha atmaktan alıkoydu. Yusuf ise bundan sonra üstünde kalacak olan “*rospu çocuğu” lakabını almanın ve ileriki yıllarda çocuklarına anlatacak bir askerlik anısının olmasının gururunu yaşıyordu. Lordum hepimize moral veren konuşmasını yaptı, u/SikiTuttunSaruman her bir neferimizi upvote büyüsüyle kutsarken modlar da askerlerin silahlarını ve duruşlarını düzeltiyordu. Bu savaşı kaybetmeyecektik, kaybımız da çok olacaktı. Ama ben biliyordum ki fedakârlık ve kayıp olmadan zafer de kazanılamazdı. Lordum gür sesiyle kapının açılması emrini verdi. Lordumun emriyle realmların (bouyutların) koruyucusu olan ben Cathessis the Gatekeeper, Downvote dünyasına saldırı için kapıyı açtım. Lanet olası downvoterlar geleceğimizi önceden biliyor olmalıydılar zira kalkan duvar yapmış hazırda bizi bekliyorlardı. Ama bu bizi durduramazdı. Lordum hiç duraksamadan beklenen emri verdi.
“SALDIRIN YİĞİTLERİM!”
📷

https://preview.redd.it/7e6oh3yiw9441.png?width=1080&format=png&auto=webp&s=06d4c0fb3dc658aec3b8c46f2f5adda2aa12a439
📷
KGB ordusunun downvoterlara duyduğu öfke çok fazlaydı. Auralarını iliklerimde hissedebiliyordum. Lordum kapıdan ilk geçendi, ardından da 2 mod hariç diğer modlar girdi. Kalan 3 mod Lordum ve ordusu diğer dünyadayken orta dünyayı koruyacaklardı çünkü bizim dünyamızda da bir sürü düşman vardı hala. Her şeye muhalefet olan u/ImmortalThoth “Ben o kapıdan girmem! Yiyorsa buraya gelsinler de kafalarını koparayım!” diye bağırdı ama boyut kapısına hücüm eden KGB ordusuna karışıp gitti. Ordumuzdan iki tabur “kan kan kan” diye bağırarak kapıdan geçmişti ki lanet olası downvoterlardan birinin attığı ok dizimdeki zırh boşluğundan içeri girdi ve bir dizimin üstüne düştüm. O an köydeki yaşlı bir cüce aklıma geldi. Genç bir maceracıya “Bir zamanlar ben de aynı senin gibi bir maceracıydım. Derken dizime bir ok yedim.” demişti. Umuyorum ki saplanan ok çok ciddi değildi. Tüm gücümle boyut kapısını açık tutmaya çalışıyordum ki başımı çevirdiğimde büyücü gözlerim üstüme gelen 7 adet zırh delici oku gördü. Teslimiyet duygusu içinde okların bedenimle temas etmesini beklerken 3 sadık cüce kalkanlarıyla beraber önüme geçti ama kalkanları okları durduramadı. Üçü de oracıkta can verirken akıllarındaki son şey boyut kapının kapanmaması için beni korumaktı. Bu nasıl bir sadakatti, çok duygulanmıştım. Onların düşüyle aynı sırada bir ucu sırtımdan girip diğer ucu göğsümden çıkan ok sebebiyle yere yığılırken ellerim boyut kapısı mekanizmasından kaydığı için kapının kapandığını ve o sırada kapıdan geçmekte olan savaşçıların iki dünya arasında sıkışıp parçalanmalarını gördüm.
Gözümü açtığımda göğsüm sargılıydı ve sinek ısırması gibi ufak bir acı hissediyordum. Göğsüme baktım ve neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir nokta gördüm. Orası okun deldiği yer olmalıydı. Magic aurom beni zırh delici okun ölümcül kuvvetinden korusa de göğsüme saplanan bir ok beni birkaç ay yatakta süründürmüş olmalıydı. Boyut kapısının kapandığını hatırladım birden. Lordum ve 3 tabur KGB askeri downvoter dünyasındayken ben burada ne arıyordum! Derhal gidip kapıyı yeniden açmalı ve takviye güçlerle beraber onlara katılmalıydım. O sırada u/idillogia gülümseyerek elindeki şifalı elf otlarıyla beraber odaya girdi. Kendimde olmadığım aylar boyunca belki muhtemelen birkaç büyü sayıklamıştım ve ortalığı birbirine katmış olmalıydım hatta ağzımdan birkaç kötü söz de çıkmış olabilirdi. Bu süre zarfında bana katlandığı için hızla ona teşekkür ettim, çünkü kendimde değilken çekilmez biri olduğumu biliyordum. Ardından “Ne oldu?” diye sordum ve bana 2 gündür baygın olduğumu, boyut kapısının kapandığını ve downvoterların Dark Lord Mark’ın orclarıyla birleşerek bize saldırdığını söyledi. Birkaç yıldır gıdalar ve bitkiler işinde epeyce ilerlemiş olmalıydı çünkü öyle bir ok yarasını kısa sürede iyileştirecek merhem ya da gıda kaynağı yoktu. Bu gidişle Lordumun sarayında başhekim olması işten bile değildi. Yeterince vakit kaybettiğimi düşünerek hışımla yerimden kalktım ve odadan çıktım. Etraf ana baba günüydü. Yaralı elfler, küçük cüceler, kolu kopmuş insanlar ve daha kimler kimler… Revirden çıkıp boyut kapısına koştum. KGB mühendisleri boyut kapısını tamir etmeye çalışıyorlardı ama zırh delici oklar mekanizmaya da zarar vermişti ve kısa sürede düzeltilmesi imkansızdı. Yere çöküp ağlamaya başladım. 2 koca gündür Lordum ve ordudaki 3 tabur KGB askeri downvoter dünyasında kıran kırana savaşıyordu ve ben baygın kalmıştım. Üstüne üstlük orclar downvoterlarla birleşip bize saldırıyordu ve Lordumuz onların dünyasında kılıç sallarken biz burada hiçbir şey yapamıyorduk. Onların yanına kendim ışınlanabilirdim ama boyut kapısı olmadan yanımda kimseyi götüremezdim. Zaten oraya gitsem bile bu yorgun halimle orada bir işe yaramazdım. Aksine onlar savaşırken onlara ayak bağı bile olabilirdim. Burada yapacak tek şey vardı o da orta dünyadaki düşmanları temizlemekti…
Surlara doğru ilerlemeye başladım. Savaşamayan herkes surlara ok, taş, Yunan ateşi gibi lojistik malzemeleri taşıyordu. Surlara yaklaştıkça etraftaki kül olmuş, çatısı çökmüş evleri gördüm. Uzun menzilli mancınıkları vardı demek ki. Eğer ki surda gedik açarlarsa bu bizim için büyük bir sorun olurdu. Derhal surlara çıktım ve savaşın büyüklüğünü o zaman fark ettim. Sauron’un düşmesinden sonra orclar yıllarca yerin altında hazırlık yapmış ve şimdi downvoterlarla beraber bizlere saldırıyordu. İçimden tüm downvoterlara lanet okudum. Çoğunun babası Sauron’la olan savaşta kendi dünyalarından bize yardım etmek için gelmişti ama onların çocukları yoldan çıkıp bize saldırmaya başlamışlardı. Kendi dünyalarından mavi ejderhalar getirmişlerdi cesetleri surların dibindeydi. Mod general çadırına doğru koştum ve masanın başında u/IamAhustle ve u/YaniktheGent’i gördüm. Beni görünce yüzleri aydınlanır gibi oldu ama önlerindeki haritaya bakınca durumun iyi olmadığını anladım. Düşmanın çok fazla mancınığı vardı ve bu mancınıklar surlara yakın olan evleri tamamen yıkmıştı. Attıkları yanan taşlar kenar kesimlerde yangınlara yol açıyordu. Bununla da yetinmeyip Surların dışında kalan çiftliklerden yakalayıp acımasızca öldürdükleri sığırları da mancınıklarla şehir içine atıyorlardı. Eğer hemen yakılmazlarsa hastalığa sebep olacakları için surlarda olduğu kadar iç kesimlerde de telaşla gezinen gönüllü KGB hulku vardı. Bizim surdaki mancınıklarımızsa mavi ejderhalar tafından yok edilmişti. Geriye sadece 2 mancınığımız kalmıştı ve onlar da aralıksız kullanıldığından taşıyıcı keresteleri çatlamıştı. Bu halde kullanılamazlardı. Generallerin istekleri doğrultusunda surdaki en yüksek kuleye çıkıp mancınıklara ateş topu fırlatmaya başladım. Bu sırada orclar ve downvoterlar halatlar ve merdivenlerle durmaksızın surlara çıkıyordu. Onlar çıktıkça yurdunu savunma içgüdüsüyle yanıp tutuşan cesur askerlerimiz onları öldürerek surlardan aşağı yuvarlıyordu. Aşağıda o kadar ceset vardı ki gece olduğunda onları yakmamız gerekecekti yoksa hem hastalığa sebep olacaklar hem de cesetler taarruza geçen düşmanlara birer rampa görevi görecekti. Mancınıkları ateş toplarıyla kısa sürede etkisiz hale getirdim getirmesine ama ejder kemiğiyle güçlendirilmiş koçbaşlarına alev topu atmak için manam kalmamıştı. Koçbaşlarını kızgın yağlarla etkisiz hale getiririz diye bölük subayı kızgın yağı dökme emrini verdi. u/BlueGrayOwl ve u/moremelih kızgın yağ kazanını omuzlarından destek alıp surların kenarına getirdiğinde u/ufpa elindeki metal sopa yardımıyla kazanın altını kaldırarak yağı aşağı doğru döktü. Bir de ne göreyim, koçbaşının ok geçirmez derisi alev alıp yok olduğunda altındaki yanmaz ejder pulları açığa çıktı. O an s*ki tuttuğumuzu anladım. Koçbaşı ana kapımıza darbe üstüne darbe indiriyordu. Derken ana kapımızdan bir çıtırtı sesi geldi. Hemen aşağı inip düşmanları karşılamak üzere bekleyen askerlerin arasında kılıcımı çekerek yerimi aldım. Ana kapı büyük bir gümbürtüyle kırıldı ve düşmanlar içeri it sürüsü gibi akın etmeye başladı. Arkamdan bir ses işittim ve kale büyücülerine gerekli mistik bitkiler gibi şeyleri karşılayan “ u/rientala19’yı elindeki mana potlarıyla bana doğru koştururken gördüm. Büyücüler revirde yaralıları iyileştirmekle meşgul olduklarından ellerinde kalan 3 şişe mana potunu yollamışlardı. 3 şişeyi sek içtim ve kapıdan içeri giren düşmanlara alev topları fırlatırken o da düşmanlara molotof kokteyl atıyordu. Çatışma çok şiddetliydi ve ne düşman öldürürsek öldürelim bitmiyorlardı. Bu amansız mücadele tam 6 gün boyunca devam etti. Bazen dış surları kaybettik ve iç kaleye çekildik sonra onları geri püskürttük. 7. Günün şafağında mod generallerden biri elf yayıyla orc liderini boğazından vurduğunda lidersiz kalan orc sürüsü geri çekilmeye başladı. Orcların geri çekilmeleri downvoterları da dehşete düşürmüştü ve onlar da geri çekilmeye başladı. Öyle ki, korkudan vurulan liderlerini bile geride bırakmışlardı. Süvarilerle beraber can çekişen orc liderinin yanına gittim. Hemen bildiğim en etkili iyileştirme büyülerini orc liderine uygulamaya başladım çünkü revire götürene kadar ona canlı ihtiyacımız vardı. Yanımdaki u/brylmz onu atının terkisine attı ve revire doğru at sürdük.
Revire girdiğimizde u/samtgrb “Aman aman nereye geldim ben. Daha demin cephedeydim burası neresi *rospu çocukları!” diye inliyordu. Yarası derin değildi, iyileşeceğinden emindim. Tekrardan orc liderine döndüm. Oku en tecrübeli hekimelerden u/idillogia’nın yerinden çıkarması, benim ve diğer kale healerlarının büyülerle orcu ölümden döndürüp stabil hale getirmemiz 8 saat sürdü. Çok yorgun olduğumdan biraz kestirmek için revirdeki odalardan birine daldım ve gördüğüm manzara tarif edilemezdi. Sıhhiyeci u/shido_37 esir alınan yaralı bir downvoteri g*tünden s*kiyordu. Ben de yan odaya geçip oradaki sandalyeye çöktüm ve yorgunluktan oracıkta uyuyakaldım. Kendime geldiğimde hava kararmıştı ve mod generallerle beraber zindana gittik. Modlardan u/IamAhustle gardiyanlardan u/ovzanV2’ye hücrenin kapısını açmasını emretti. Modlar, ben ve gardiyanlar hücreye girip downvoterlara işkence ettik ve bu sırada gardiyanlardan u/justalperen downvoterların da bü evrenin(reddit’in) bir parçası olduğunu söyleyip biraz daha nazik olalım diye ısrar etti ama sonra kendisine küfreden bir downvotera dayanamadı ve tekme tokat girdi. Esir ettiğimiz downvoterlar lider kadrosundan değil de sıradan asker oldukları için bir şey bildikleri yoktu. Bunun üzerine orc liderinin hücresine gittik ve şafak sökene kadar ona işkence ettik ama orc lideri konuşmayı reddetti. Çelik zincir gibi bir iradesi vardı ve onun zincirlerini kırmak kolay olmayacaktı. Onu nasıl konuşturacağımızı düşündük. Bir Balrog’un imgesiyle onu korkutabilirdim, hatta Balrog’dan daha korkunç ifritler de vardı ama bu sefer delirirdi ve işimize yaramazdı. Onun aklının başında olması lazımdı ve öyle bir yöntem bulmalıydık ki yalvara yalvara, kendi isteğiyle bize bildiği her şeyi itiraf etmeliydi. Nasıl bir şey, nasıl bir… Aaaha! Bulmuştum! Gardiyanlardan u/mutfuckrobotu’nun kulağına birkaç şey fısıldadım ve gözleri fal taşı gibi açıldı. İşe yarayacağını o da biliyordu. Orc lideri biraz işkillense de konuşmayacağından emin gibiydi.
O gün akşama kadar orc liderini balla, sütle, mesir macunuyla besledik. Gece yaşayacağımız sevinçten dolayı ellerim kaşınıyordu. Akşam olduğunda süt gibi elf kızlarından 3 kişiyi zindandaki hücreye getirttim. Orc liderinin malafatına da Cesur’un kilidini takıp ellerinden ve kollarından duvara sabitledik ve elflerle baş başa bıraktık. 3 elf kızı sabaha kadar orc liderinin önünde twerk yaptı. Orc lideri malafatındaki kilit yüzünden hem acı çekiyor hem de elf kızlarıyla ilişkiye giremediğinden acı içinde çığlıklar atıp kilidi açın diye yalvarıyordu. Sesi tüm kalede yankılanıyordu. Öyle ki kaledeki birçok kişi uyuyabilmek için kulak tıkacı kullandı. Orc lideri sabaha kadar yalvardı, her şeyi itiraf edeceğini söyledi ama şafak sökene kadar kilidi açmadık. Şafakla beraber modlarla zindana indik. Elf kızlarını istirahat etmeleri için odalarına yolladık ve general u/YaniktheGent elindeki savaş çekiciyle tek hamlede orc liderinin malafatındaki kilidini kırdı. Eğer orc lideri birkaç saat daha kilitli kalsaydı acı ve kederden ölecekti. Bu yöntem çok tehlikeliydi ama bir o kadar da etkiliydi. Bunu bir kenara not aldım. Orc lideri malafatı serbest kalır kalmaz işine koyuldu ve generale kilidi kırdığı için minnettar olduğunu söyledi. Onu işini yaparken izlemek ne kadar iğrenç de olsa sonuna kadar bekledik çünkü artık kilitleri kırılmıştı (her iki mana da da :dd) ve bize bildiği her şeyi anlatacaktı.
Orc lideri işini bitirdiğinde downvoterlarla ilgili her şeyi anlattı. Dediğine göre yüzyıllar önce Sauron’la olan savaşta ölmek üzere olan bir savaşçı ölmekten korktuğu için ruhunu ilk dark lorda satmış ve ruhu karşılığında ondan boyutlar arasında kapı açma yeteneğini almıştı. Bu yeteneğini daha doğrusu lanetini her kullandığında ruhundan bir parça kaybederek daha fazla çıldırmış ve yoldan çıkmıştır. Başta yanına getirdiği downvote ırkıyla orta dünyada sadece bir şehir kurup huzur içinde yaşamak isterken zaman geçtikçe delirmiş ve Nefes almak için surların dışına çıktım askerlerimizin yoğun çalışmalarını gördüm. Cesetleri toplayıp yakacak, surdaki gedikleri onaracak, surların dibindeki cesetlerle beraber çamur deryasına dönmüş hendekleri tekrar kazacaklardı. O sırada uzaklarda yeşil bir ışık kümesi farkettim ve atımı oraya doğru yürmeye başladım. 5 tane ghostu bir ateşin etrafında oturmuş muhabbet ederken gördüm ve dinlemeye başladım. Bir cisimden bahsediyorlardı. Öyle bir cisim ki tüm orclar bu cismi arıyordu. O cismin orc liderinin bahsettiği boyutlar arası bağlantıyı sağlayan cisimle aynı olup olmadığını merak ettim ve ghostlara doğru yürümeye başladım. u/csyeniden’i, u/mcdmnsi’i, u/mosyosolid’i ve u/normade1’i tanıdım ama sonuncu ghost kafasında savaş baştası varken tanınamaz haldeydi. Kim olduğunu sorunca “u/sunqfu’yum ben” dedi. Bu 5 ghost’u en son 2 ay önce Lordumun downvoterlar hakkında istihbarat toplamaları için görevlendirdiğinde görmüştüm. Aralarından biri konuşmaya başladı: “u/Cathessis, dowvotecuları takip ederken orclarla iletişim kurduklarını görüp onları Mordor’daki madenlere kadar takip ettik. Madene sızınca yüzlerce metre derinliğinde devasa bir çukur kazdıklarını gördük. Çukur o kadar genişti ki iç tarafındaki sarmal merdivenlerle dibe iniliyordu, ek olarak orta tarafta da kazdıkları toprağı çıkarmaları için vinç sistemi vardı. Gece olup hepsi madenden çıkınca çukurun dibine indik. Hızlı hızlı basamaklardan inmemize rağmen inişimiz en az 15 dakika sürmüştü. O sırada duvarların parıldamaya başladığını fark ettik. Duvarlara bir sürü minyatür resmedilmişti ve bunların birince parıldayan bir cisim görülüyordu. Yerin bu kadar altında böyle minyatürler olduğuna göre orclar önemli bir şey bulmuş olmalıydı. Derken arkamızdan gece devriyesindeki downvoterlar göründü. Onlar bağırınca merdivenin aşağısından da orclar gelmeye başladı. Kanımızın son damlasına kaadr savaştık ama bizden onlarca kat fazlaydılar ve sonunda daha fazla dayanamadık.” derken yüzü yere bakıyordu. Kahramanca çarpışmışlardı ve edindikleri bilgileri Lorduma ulaştıramadıklarından ruhları da bu dünyada acı çekiyordu. Gideceğim yer belli olmuştu, Mordor’da beni büyük tehlikeler ve şeytani varlıklar bekliyordu.
Surlara doğru at sürdüm ve generallerle bu bilgiyi paylaştım. Yakın zamanda tekrar saldırı bekledikleri için tüm askerlere burada ihtiyaçları vardı ama ellerinden geleni yapacaklarını söylediler. Kaleden gerekli eşyalarımı alıp Mordor’a gitmek için surların dışına çıktım. Tek sorun nasıl gideceğimdi. Günlerdir yaşanan bu olaylar yüzünden kendimi teleport edemezdim. Atla yanlarından geçsem düşmanların ordugahından dolayı geçişim zor olurdu. Havadan gitsem de beni fark ettiklerinde oklarla vurup keklik gibi avlamaları işten bile değildi. Kara kara düşünürken yanıma gelen u/alperozkaya’ya aklımdan geçenleri anlattım. “Bekle beni Cathessis” deyip kaleye koştu ve az sonra elinde bir tahta parçasıyla geri döndü. Elindeki “+” şeklinde tahta parçasıyla ne yapacağını sordum. O da bana downvotecu *rospu çocuklarının yaralılarını çarmıha gerip sabah onların ordugahına yakın bir yere götüreceğini, böylece de kilometrelerce metrekare alanda gökyüzünün görünmeyeceğini söyledi. Bu fikir aklıma yatmıştı. Bir ıslıkla uçan kartal dostumu çağırdım. Sabah olup da akbabalar gökyüzünde siyah bir bulut gibi yayıldığında kartal dostumla akbabaların üstünden uçarak Mordor’a doğru yol alırken “Acaba Lordum ve yanındakiler neler şu an ne yapıyorlar?” diye düşünüyordum.
Devam edecek…
Teşekkür: Downvotecu kelimesi yerine downvoter kelimesinin kullanılmasını bana öneren u/SikiTuttunSaruman’a teşekkürler.
Not: Vakit buldukça görsel eklemeye çalışacağım, yazıyı bile kaç gündür yazıyorum anca dün tamamlayabildim. Görsellere pek vaktim kalmadı.
submitted by Cathessis to KGBTR [link] [comments]


2018.12.25 21:08 yusufgnc Özelden aranıyorum, bu numarayı nasıl bulurum?

Farklı numaralardan arandığınızda tedirginlik mi yaşıyorsunuz? Gizli numaralar nasıl öğrenilir, gizli numara aramaları fatura detayında yer alır mı? Özel numaralara nasıl ulaşılabilir gibi soruların cevabı hemen herkes tarafından merak ediliyor. Birçok farklı amaçla sürekli gizli numaradan aranan telefon sahipleri, bu durumdan mustarip bir şekilde özel numara bulma konusunda çareler arıyor. Özel numara aramalarından kurtulmanın en akıllıca yolu telefonları gizli numara aramalarına kapatmak olsa da, ticaret yapan esnaflar veya sosyal çevresi geniş olanlar için bu yöntem pek geçerli olmuyor. Nasıl elde edildiğini bilmediğimiz telefon numaralarımız, kolay para kazanmak isteyen satıcı, reklamcı ve hatta dolandırıcıların ellerine geçebiliyor.

Gizli Numara Nasıl Öğrenilir?

Bazen tehdit, şantaj gibi korkutucu boyutlara varan gizli aramalar insanları tedirgin ederek yaşamını alt üst edecek sınırlara dayanabiliyor. Telefon kullanıcıları tarafından bilgi almak amacıyla aranan Türkcell, Vodafone, Türk Telekom, Bimcell veya diğer telefon operatörleri istenilen bilgileri vatandaşlara vermekten imtina ediyor. Son çare olarak internet üzerinden sorgulama yapan mağdurlar hiçbir sonuç elde edemeden kuşkuyla yaşamaya devam ediyor. Gizli numara bulma konusunda gerekli cevapları bulamayan kişiler, sonunda yargıya başvurmak süratiyle sorunlarına çözüm arıyorlar. Kuşkusuz tüm yöntemler içerisinde kanuni yollarla çözüm aranması, rahatsız eden kişilerin tespit edilmesi konusunda sonuç alınabilecek tek ve en etkili yöntem olarak biliniyor.
İçeriğin devamı : https://bordoklavyeli.net/gizli-numara-bulma-ozel-numara-nasil-bulunu
submitted by yusufgnc to u/yusufgnc [link] [comments]


2018.12.17 13:51 korkufilmleri 2017 Cin Filmi - Siccin 4 izle (sansürsüz)

Siccin 4 2017 yapımı olan Türk korku filminin konusu; Yılmaz Ailesi geçmişte oldukça zengin bir ailedir ancak bu durum zamanla değişir. Aile, yaşadıkları maddi sorunlar nedeniyle babaanne Saadet'in yanına taşınmak zorunda kalır. Fakat Saadet bu evde sandıkları gibi yalnız değildir. Bahçesinde kocasının mezarı bulunan Saadet'in eski evi, başka alemden olan sakinler tarafından sahiplenilmiştir. Ailenin eve gelişi ise bu sakinler tarafından hiç de hoş karşılanmayacaktır, zira bu evde Saadet'ten başkasını istememektedirler... Siccin 4 film konusu; (sinemalardan alıntı) Bir zamanlar refah içinde yaşayan ama yaşadıkları maddi düşüşün ardından ailenin büyüğü babaanne saadetin tek başına yaşadığı konağa taşınan Yılmaz Ailesi için bu değişiklik korkutucu olayların başlangıcı anlamına gelecektir, nitekim bahçesine dedeleri Muhsin'in gömülü olduğu evde Saadet, dışarıdan göründüğü gibi tek başına değildir.
Siccin Serisinin 4. devam halkasıdır. Yönetmen koltuğunda serinin deneyimli yönetmeni Alper Mestçi filmleri oturuyor. Aynı zamanda filmin senaryosuda Alpert Mestçi'ye aittir. Filmin oyuncu kadrosunda ise Merve Ateş , Sebahat Adalar , Mirza Metin , Yasemin Kurttekin ve Yasemen Büyükağaoğlu yer almaktadır. Yerli korku filmleri severlerin merakla beklediği film olan Siccin 4 izle filmini, film satışa sunulduğunda anında sitemizden paylaşılacaktır. Türkiye'nin tek cin filmleri sitesinden sansürsüz Siccin 4 İzleyebilirsiniz. Siccin serisinin 4. filmi olan 2017 yapımı Siccin 4 full hd izleyebilirsiniz. 1080p, 720p veya 480p modunda kesintisiz filmi izleyebilirsiniz. Son çıkan cinli filmleri kaçırmamak için sitemizi sık sık ziyaret ediniz. Türkiye'nin ilk ve tek cin filmi sitesi olan cinfilmleri1.com ekibi olan tüm Siccin 4 filmi izleyeceklere iyi seyirler dileriz. Lütfen film hakkındaki görüşlerinizi yorum olarak muhakkak belirtiniz. En özel Türk Korku Filmleri izlemek için sitemizi sık sık ziyaret etmeyi unutmayın.. Film izlemek isteyenlere korku dolu seyirler dileriz. En özel sansürsüz korku filmleri, cinfilmleri1.com'da bulabilirsiniz. Ayrıca yerli gerilim filmleri ve yerli gizem filmlerini de sitede bulabilirsiniz.
Siccin 4 izle sansürsüz linki; https://www.cinfilmleri1.com/2018/05/18/siccin-4-izle-full-hd-sansursuz-2017/
submitted by korkufilmleri to u/korkufilmleri [link] [comments]


2018.12.14 15:57 korkufilmleri Bir Cin Filmi: Üç Harfliler Beddua (2018) Filmi izle

Türk korku filmi olan Üç Harfliler Beddua filmi izlemek isteyenler, sitemizden Full Hd ve tek parça halinde seyredebilirsiniz. Üç Harfliler Beddua izle filminin konusunda ise; Bursa'da yaşanmış gerçek bir hikayeden konu edinen filmde, Lise arkadaşları olan ve yıllar boyunca birbirinde hiç kopmayan 4 yakın arkadaş olan Burcu, Melek, Eda ve Ayla'nın mutlu hayatları, Havel adında bir Şaman kadın ile tanıştıktan sonra, bir gecede tamamen korku ve tüyler ürpertici olayların yaşanacağı şekilde değişecektir.. Artık hayatlarında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır çünkü kimden geldiği belli olmayan kuvvetli bir beddua, korkunç ve vahşet dolu günler yaşamalarına neden olacaktır. Beddua iki tarafı keskin bir kılıç gibi gökyüzüne çıkmış, kara bulutların arasına gizlenmiş ve hedefini aramaktadır! Türk korku filmleri arasında büyük bir ün edinen Alper Mestçi'nin yazıp yönettiği Üç Harfliler Beddua filmi, 15 Haziran Cuma günü yerli film izleyicilerin huzuruna sunulacaktır. Başrollerini Gizem Takma, Esma Soysal, Beyzanur Mete ve Şerife Ünsal'ın paylaşacağı Üç Harfliler Beddua full hd izle filmi, hiç şüphesiz ki bu yılın en çok konuşulan yerli korku filmleri ve cin filmleri arasında olacaktır. Üç Harfliler Beddua 2018 Filmin görüntü yönetmenliğini Eren Nayir üstlenirken, müzikler de ise Reşit Gözdamla’nın imzası var.
Üç Harfliler Serisinin 4. filmi olan Beddua filmi için başarılı cin filmi yönetmeni Alper Mestçi "Bizim insanımız her şeyden korkmaz acayip cesaretli bir milletiz. Ben bu filmim için şöyle demek istiyorum cesareti olan, kendine güvenen izlemeli. Korku dozu bu filmde daha da çok arttı" demiştir. Bizlere oldukça sağlam bir korku filmleri arasında olduğu izlenimi veren Üç Harfliler 4 izle filmi, gerçek hayatta yaşanmış bir olaydan esinlenerek yapılmasıyla bizleri daha da gererek ürkütmektedir. Üç Harfliler Beddua tek parça izle filminin şuan için sitemizde fragmanı yayınlanmaktadır. Üç Harfliler Beddua filmi izlemek isteyenler, 15 haziran'da sinemaya giderek seyredebilirler. Şuan için Üç Harfliler Beddua Fragmanını izlemeniz için yayınladık. İlerleyen zamanlarda sitemizden ücretsiz ve online olarak yayınlayacağımız Üç Harfliler 4 Beddua filmi seyretmek isteyenler bir süre bekledikten sonra izleyebileceklerdir. Film izle ile ilgili yayınlanan bir kaç görsel ve afişten anladığımız kadarıyla kaliteli ve korkutucu efektlerin olduğu bir film izleyeceğiz gibi gözükmektedir. Yazıp yönetenin Alper Mestçi filmleri olması ve gerçek olaylardan esinleniyor olması hiç şüphesiz ki bu yılın en çok konuşulan ve seyredilen Türk filmleri arasında olacağı beklenmektedir..
Üç harfliler beddua izle filmi linki; https://www.cinfilmleri1.com/2018/05/14/uc-harfliler-beddua-izle/
Üç Harfliler Beddua
Üç Harfliler Beddua izle
submitted by korkufilmleri to u/korkufilmleri [link] [comments]


2018.08.11 17:43 Scka7 Ofisin Kolay ve Güvenle Taşınması

Ofis Yerleşimini Kolayca ve Güvenle Oluşturun Ofisin taşınması çok korkutucu ve yorucu bir iş olabilir, ancak ofisin yerini kolayca ve güvenle taşıyabilirsiniz . Prosedürlerin geri kalanı gibi, aynı zamanda çeşitli görevlerin bir dizisini içerir. Ofisinizi taşımak, göründüğü kadar kolay değil, ancak hangi bölgeye kaydırmak istediğinize karar verdiyseniz, sorunsuz bir yeniden yerleştirme olabilir. Güçlü ve güvenli bir yer değiştirmeye sahip olması planlanmalıdır. Evdenevenakliyatbirligin'deki birçok ofis değiştirme hizmeti , herhangi bir sorun olmadan ofisin yerini değiştirmenize yardımcı olur .
Ofis ürünleri, ev ürünleri ile karşılaştırıldığında çok daha fazla dikkat ve çaba gerektirir. Uygun ve en iyi yer değiştirme için https://www.evdenevenakliyatbirligi.com daki ofis taşıma firmalarını kullanmalısınız.
Ofis taşınma firmalarındaki uzmanlar Herhangi bir sorun yaşamadan malların doğru bir şekilde değiştirilmesi ve paketlenmesi yöntemini bilirler. Klasörler, dosyalar, elektronik cihazlar, makineler, bilgisayarlar, mobilyalar ve diğer her şey gibi ofis ürünlerinin ambalajlanmasında profesyonel olarak ustadırlar. Paketleme ve vardiya sırasında tek bir hata bile size iyi bir maliyete mal olabilir. Bu nedenle, her şeyle ilgilenmeniz ve ayrıca tüm kritik bilgilerin bir yedeğini almanız önemlidir. Tüm bunlardan başka, bir vardiyayı değiştirdiğinizde, onların adresini, web sayfasını güncellemelerini, müşteri ve çalışanların anlamasını ve daha pek çok şeyi hatırlamaları gerektiğini unutmamak gerekir.
Evdenevenakliyatbirligin'deki tüm profesyonel ambalajcılar ve taşıyıcılar, ambalajlar için yüksek kaliteli malzemelerden faydalanıyor ve ürünlerin kırılmadığını veya hasar görmediğini gösteriyor. Ürünlerinizi ofis kapınıza güvenli ve güvenli bir şekilde getirmek için en yeni teknik, ekipman ve araçlara sahiptir. Ayrıca malların taşınması ve transit geçişi sırasında meydana gelebilecek tüm zararlar için sigorta poliçesi de sağlarlar.
Evdenevenakliyatbirligin'deki şehirlerarası yada şehiriçi ofisleri taşıma da size en iyi hizmeti sunar ve çok yetenekli profesyonellere sahiptir. Size çok zamanında vaat edilen bir hizmet sunarlar.
Daha fazla bilgi için:
Çağrı Merkezi : 0532 111 68 00 Web Site : https://www.evdenevenakliyatbirligi.com
submitted by Scka7 to evdenevenakliyat [link] [comments]